Kulüp kulüp gezersin

Bir vakittir, çeşitli kulüplerin programlarına öyle uzaktan bakıyor ve gidemediğim için üzüm üzüm üzülüyordum. Aslında NTV Radyo'da konuklu bir caz programı yapıyor olmam...

Bir vakittir, çeşitli kulüplerin programlarına öyle uzaktan bakıyor ve gidemediğim için üzüm üzüm üzülüyordum. Aslında NTV Radyo'da konuklu bir caz programı yapıyor olmam, biraz olsun dolaşmamı şart kılıyor. En azından Nardis'e gitmek şart. Yaşlısıyla genciyle çoğu muhtemel konuğu orada
bulmak mümkün. Üstelik programlarında genellikle çok dinlemek istediğim cazcılar yer alıyor.
Peki, başka yerlerde dinlemek istediğim müzisyenler yok mu? Olmaz olur mu hiç? Geçenlerde, ciddi bir gayret göstererek Babylon'a da gittim. Ne de olsa, sağ ayağımı yan yan basarak aksı kaymış dizimin dengesini bulmayı başardım sayılır. Müthiş bir akşamdı. Brooklyn Funk Essentials ve Hüsnü Şenlendirici. Hüsnü ve Laço Tayfa, New York'lu gruba Açıkhava'da ilk kez eşlik ettiklerinde de oradaydım, çok duygulandım. Gerçi geçen
hafta Marc Ribot'ya gidemedim ama, İstanbul Jazz Center'da Orhan Kâhyaoğlu ile birlikte, Hülya Tunçağ'ın davetiyle Buster Williams'ı dinlemeyi başardık.
Nispeten sakin bir geceydi, ilk geceler öyle oluyormuş. Eh, ne de olsa hafta içi. Üstat yaşlandıkça, Hülya'nın tabiriyle, ballanmış. Yakında oturup, her el hareketini, yüzlerindeki her ifadeyi görmenin tadı başka oluyor. Gecenin sürprizi ise, gelemeyen saksofoncusunun yerini alan 'The wonderful Stefon Harris'ti. Williams, genç vibrafoncusunu böyle takdim ediyordu. Onu da yıllar önce, Joshua Redman'ın ilk geldiği yıl, hatta onunla aynı gece, gene Açıkhava'da izlemiştik. Harris gerçekten de harika. Bu akşam da İş Sanat'ta eşsiz bir bariton, Dmitri Hvorostovsky var. Niyetimiz, gitmek. Yarın Babylon'da Gevende. Cuma akşamı ise, Christian Rieger Klavsen Resitali. Hepsine birden gidemeyebiliriz. Malum, diz meselesi.
Ama çarşamba akşamı İstanbul Jazz Center'da çok sevdiğim bir cazcı sahneye çıkacak ki, doğrusu onun ilk gecesini kaçırmaya niyetim yok. Ernie Watts, günümüzde saksofonun en büyük ustalarından biri. Duyar duymaz tanınacak türden bir 'sound'u var. Watts, aralarında Arturo Sandoval, Sergio Mendez, Cannonball Adderley, Oliver Nelson ve Toots Thielmans'ın da bulunduğu ustalarla çalıştı. Belki onun adını daha çok Rhythm&Blues ve pop'a ilişkin olarak duymuşsunuzdur. Ne de olsa, iki Grammy'li bir şöhretten söz ediyoruz. Pek çok pop yıldızına da eşlik etmişliği vardır. 1981'de ABD'de Rolling Stones'la turneye bile çıktı. Sinema ve televizyon için yaptığı besteler cabası. Örneğin 'Chariots of Fire' filminin müziği çok satmıştı. Öte yandan Watts'ı, Charlie Haden'ın Quartet West'inin üyesi olarak da hatırlayabilirsiniz. Haden bir konserde onunla tanışmak için sahne arkasına gelince karşılaşmışlardı. 20 yıl süreyle birlikte çaldılar.
Tenor saksın yanı sıra alto ve soprano saks ile flüt de çalan üstadın, 500'ü aşkın kaydı var.
Cazı kulaktan çalarak öğrenen Watts'ın ilk idolü John Coltrane'di, hep onun hayranı olarak kaldı. İstanbul Jazz Center'daki programında piyanoda Christof Saenger, basta Rudi Engel ve davulda Heinrich Koebberling ile sahneye çıkacak. Hakikaten büyük bir heyecanla bekliyorum. Üstelik, hepsi de bu değil. Nisan sonunda da İJC'ye Stanley Clarke gelecek. Hani, 26. İstanbul Film Festivali biter bitmez, hazırlıklı olun diye söylüyorum. Kendisi de ilk kez Açıkhava'da 'live' olarak dinlediğimiz sanatçılardan biridir. İşte Açıkhava'nın başına bir şey gelmesi bu yüzden bizi dehşete düşürüyor. Bütün bir caz müziği (hatta bir miktar klasik müzik ve bale) tarihimiz onunla yoğrulmuş çünkü...