Lütfen sahnede kal

Kenan Işık aslen tiyatrocudur, unutulmaması için bunu sık sık hatırlatmak </br>gerek derken, kendisi hatırlatma yolunu seçti. Işık'ın yönettiği 'Ölümsüz Öykü', üç haftalık bir aradan sonra yarın Harbiye Muhsin Ertuğrul'da bir kez daha sahnelenmeye başlayacak.

Kenan Işık aslen tiyatrocudur, unutulmaması için bunu sık sık hatırlatmak
gerek derken, kendisi hatırlatma yolunu seçti. Işık'ın yönettiği 'Ölümsüz Öykü', üç haftalık bir aradan sonra yarın Harbiye Muhsin Ertuğrul'da bir kez daha sahnelenmeye başlayacak. Isa Denisen mahlaslı Karen Blixen'in yazdığı oyunu, Fatih Özgüven'in Türkçesiyle izlemek de ayrı bir zevk. Kitabı, Özgüven'in çevirisiyle Ada Yayınları'ndan aynı başlık altında yayımlanmıştı. Şimdi de Işık'ın oyunlaştırması ve rejisiyle İstanbul Şehir Tiyatroları'nda.
Evet, Kenan Işık, genel sanat yönetmeni olduğu dönem yazıp sahnelediği 'Aşk Hastası-Şeyh Galip'ten yedi yıl sonra tiyatroya döndü. Gerçi bu arada, 'Kim 500 Milyar İster?'le başlayarak bir televizyon yıldızı oldu, pek çok hayran kazandı ama bizce tiyatroyu bunca ihmali gene de bir suçtur. Bu yüzden de dönüşü çok sevindirici. Tiyatro ile fiilen uğraşmayarak her anlamda yazık ettiğini düşünüyoruz, çünkü 'Macbeth', 'Aşk Hastası', 'Huzur', 'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz', 'Bebek Uykusu', 'Olmayan Kadın', 'Abdülcanbaz', 'Afife Jale' ve 'Gölge Ustası' gibi oyunları yönetmiş olan Işık, farklı bir yönetmen. Risk almaktan kaçınmıyor, denemekten kaçınmıyor, özgün olanı arıyor. Kısacası, 'yaratıcı yönetmen' kategorisine giriyor ki bu kategeorinin öncüsü, Beklan Algan ustadır. Ne yazık ki o 20 yıldır reji yapmıyor, uluslararası arenada bu anlamda kabul görmüş Mehmet Ulusoy ise, artık aramızda değil. Zaten son yıllarında çok küstürülmüştü. Ceysu Koçak ile Mehmet Atak yeni bir reji yapmayalı, beşer yıl oldu. Mustafa Avkıran ise, artık farklı denecek bir kulvarda. Neyse ki
aynı fasıldan Müge Gürman, Şahika Tekand, Ayşenil Şamlıoğlu aralıklarla da olsa, bütün zorluklara rağmen hâlâ oyun sahneleyebiliyorlar.
Gerçek bir 'yaratıcı yönetmen' olan Kenan Işık da döndü, işte. Lütfen burada kalsın. 'Ölümsüz Oyun', en üstteki lineer öyküsü dahil, pek çok şekilde okunabilecek, sözün kutsanmasına ilişkin bir oyun. Dünyamızın artık görünürdeki tek gücü olan paranın kakofonisiyle başlıyor (borsa sesleri), ses yükseliyor, susuyor ve oyun başlıyor. Karşımızda, yukarıda sözü geçen lineer öykünün dışında bir karakter var: anlatıcı. Bu tercih, yabancılaştırıcı bir etki de yaratmamış, sanki bizzat Karen Blixen karşımızda gibi. Ne de olsa, Danimarkalı yazar, 'Söylence Cadısı' ve 'Çağdaş Şehrazat' diye de anılmıştır. Bir efsane söz konusu: yoksul bir tayfanın hayallerine en beklenmedik anda nasıl kavuştuğunun öyküsü.
Bu 'en' zengin adam Mr. Clay'i çıldırtan bir öykü. Çünkü hem daha önce hiçbir öykü okumamış, hem de bunun saçmalık olduğunu düşünüyor. 'Ölümsüz Öykü', sözün paraya baskın çıkmasının öyküsü (gönlüm 'hikâye'
demek istiyor ama oyunun adına kıyamıyorum), para karşısında sanata arka çıkan bir oyun.
Sahnede müthiş bir derinlik ilüzyonu var, zaman zaman farklı anlar da üst üste bindirilmiş. Dekor olarak son derece minimal bir obje kullanımı söz konusu. Genel sanat yönetmeni olarak, hele ilk döneminde yaptıkları yüzünden sık sık eleştirdiğimiz Nurullah Tuncer, gerçekten de günümüzün en önemli dekoratörlerinden biri ve 'Ölümsüz Öykü'de müthiş bir iş çıkarmış. Aynı şeyi, genç ışıkçı Fatih Haroğlu için de söyleyebiliriz. İkisinde de yönetmenin görüşünün payı vardır elbette ama, onların yaptığı işin de oyunda çok payı var.
Oyuncuların da öyle. Her şeyden önce, aynı zamanda kısa anlardaki dekor değişimlerini yapan ve Çinli ile tayfaları oynayan genç oyuncuları (Volkan Ayhan, Serkan Bacak, Hamdi Gültekin, Murat Güreç, Murat Üzen), gösterdikleri ekip ruhu için kutluyoruz. Diğerleri de, belli ki özenli bir çalışmayla ekip haline getirilmiş. Anlatıcıyı oynayan ve bugün sahne üzerindeki en iyi birkaç kadın oyuncudan biri olan Tomris İnceer son derece etkileyici ve abartısız. Ruha işleyen bir oyunu var. Şehir Tiyatrosu'nun usta oyuncularından Erhan Abir, Mr. Clay'de, alıştığımız mimik ve tonlarını terk ederek, kutlamaya değer bir performansla çıkmış. Çok uzun zamandır sahneden uzak olan Mehmet Atak'ı izlemek ise, ayrı bir zevk. Onun da burada kalmasını istiyoruz. Genç tayfa Pol'un tutukluğunda da, rahatlamasında da, geçişlerinde de çok sahici. Eraslan Sağlam, Muhasebeci Elişama'da, edalı parlak tonlarını (ki bu tonlar ona Açık Radyo'da çok yaraşıyor) terk etmiş, yepyeni bir oyuncu olmuş. Virjini'deki Pelin Budak ise, bana daha çok televizyona ve müzikallere yatkın bir oyuncu gibi göründü. Ama Pol ile olan 5. Tablo'da daha iyiydi. Sonuç olarak 'Ölümsüz Öykü' bildiğimiz anlamıyla 'tiyatro' saygınlığı taşıyan, seyirciyi de heyecanlandıran, başarılı bir oyun. Yönetmeninden yeni oyunlar bekliyoruz, eskiden olduğu gibi...