Miles'ın ruhuna yazılan film müziği

Miles Davis'in 1988 yılında Açıkhava sahnesinde gerçekleştirdiği konser caz festivali anları içinde en unutamadıklarımızdan biriydi. Önceki akşamki 'Tribute to Miles' konserleri de öyle bir hatıra olarak kalacak

Hancock, Shorter ve Miller, Açıkhava sahnesinde üstatları Miles Davis’in hayat hikâyesine film müziği yazdı. ‘Tribute to Miles’ın dünya prömiyeri hem çalanı, hem dinleyeni memnun etti. İstanbul şehrinin yakından tanıdığı üç caz efsanesi, bir başka efsaneye, Miles Davis’e saygılarını sunmak için perşembe akşamı Zorlu Center sponsorluğunda sahnedeydi. Festivalin ilk Açıkhava konseri ağzına kadar doluydu. Seyirci, aşina parçalara, parça parçalarına, hatta parça esintilerine alkışlarla katıldı. ‘Tribute to Miles’ projesinin müzik direktörü Marcus Miller, konserin sonunda ekibi takdim ettikten sonra biz dinleyicilerini parmağıyla gösterip, “Siz”, dedi, sonra da parmağını semaya dikti: “Miles”.


Aradan yirmi yıl geçmiş

Onları geçen pazartesi, Zorlu Center’daki basın toplantısında görmüştük ilk kez. Miles Davis’in 60’ların ortasındaki ünlü beşlisindeki kilit üyelerinden iki yaşlı Budist: Herbie Hancock ile Wayne Shorter ve dillerden düşmeyen adı aslında daima Miles ve ‘Tutu’ ile birlikte anılacak olan genç müzik direktörü, bu yıl ‘Tutu’nun da 25. yılını kutlayan Marcus Miller. Bu arada, geçen yıl da ‘Bitches Brew’un 40’ıncı yılıydı.
Marcus Miller, Miles’ı kaybettiğimizden bu yana aradan yirmi yıl geçtiğini aniden fark etmiş. “Nasıl fark edeyim ki?” dedi. “Ruhu hep bizimleydi, müziği bizimleydi.” Konserde bas gitar, bas klarinet ve kontrbas çalan Miller, Miles’ın müziğinin onlarda, bu müziği onunla paylaşanlarda yaşadığını da söyledi. ‘Bir numaralı dahi’ Herbie Hancock, ‘İki numaralı dâhi’ Wayne Shorter. Önce Hancock’u aramış, ilgilenir mi diye. Piyanist, “Kesinlikle,” demiş. (“Vazgeçmesin diye telefonu hemen kapattım” dedi Miller.) Sonra sıra iki numaralı dahiye gelmiş.


Miles’ın üç eski elemanı, İstanbul’u seviyor, şehrimizin (Marcus Miller’in deyimiyle) ‘muhteşem’ seyircisini de seviyor. Pazartesi günkü basın toplantısından sonra Zorlu Center’de bir de atölye düzenleyen müzik direktörü bu projenin ilk konserine ilişkin bir soruya cevap olarak, “Hem İstanbul bizi istedi, hem de biz İstanbul’u” demişti. Dünya prömiyerlerini burada yaptıkları ‘Tribute to Miles’ projelerini dün sabah yola çıkararak, sekiz başka Avrupa şehrine taşıdılar. Miller, İstanbul’a ilk kez Eric Clapton, David Sanborn gibi isimlerle geldiğini hatırlattı. Unutmak ne mümkün? Hıncahınç dolu, ağır güvenlik önlemleri altındaki o ‘Legends’ konserine ne ümitlerle gelmiştik ama sonunda biz teke hediyesi, müziği seven, coşkuyla çalan, hatta gecesini Roxy’deki bir jam session’la sabaha kadar uzatan emsalsiz Marcus Miller olmuştu. Biz onu sevdik, o da adını Arif’ten (Mardin) duyduğu bu şehri sevdi.
Hancok, Shorter ve Miller, önceki akşam Miles’ın hayat hikâyesine film müziği yapar gibi çaldılar. Projeyi yapmaya karar verdiklerinde en büyük sorunları ne şekilde gerçekleştirecekleri olmuş. “Geriye bakamazdık,” dedi Miller. “Ömür boyu hep ileriye bakmış bir adamı geriye bakarak anamazdık.” Onlar da Miles’ın müziğini ileri bir seviyeye kendi vizyonlarıyla ulaştırma kararı aldı. İsabet etmişler, Açıkhava’nın ilk konseri bu sayede festival tarihimizin unutulmaz konserleri arasına girdi. Geçen yıl da ‘Tutu Revisited Projesi’ni gerçekleştiren, ‘Tutu’nun bestecisi, Miles Davis’in aynı adlı albümünün (o zamanlar) çok genç yapımcısı Miller liderliğinde ‘Tutu’nun yıldönümünü de coşkuyla kutladık. Miles’ın küçükken neler düşünmüş, hayal etmiş olabileceğine dair rüya gibi bir bölüm de vardı. Yeri gelmişken, davulda Sean Rickman (Bakir Duyarlar’ın ‘Overseas’ albümünde de çalıyor) ve özellikle trompette Sean Jones’un çok yetkin müzisyenler olduğunu da belirtelim.


Biz de bir kere daha onun 1988 yılında aynı sahneye çıkıp, hemen oracıkta sırtı bize, yüzü duvara dönük, cazın bazen de tek kişilik bir müzik olabileceğini kanıtlamak istercesine çalmaya başlayışını hatırladık. Bütün caz festivali anları içinde en unutamadıklarımızdan biriydi. Miles’la 20’li yaşlarındayken çalışmaya başlayan üç efsanevi müzisyenin Tribute to Miles konserleri de öyle bir hatıra olarak kalacak.

Yıldız Tilbe kuliste

Perşembe akşamı kulisin sürpriz ziyaretçisi ise Yıldız Tilbe’ydi. Elinde albümü, masada oturmuş etrafı izliyordu. İlk caz konseriydi, uzun süredir ilk defa bir konser onu böyle heyecanlandırmış. Hülya ile ona “Sing the Truth” ve “Mujeres de Agua / Suyun Kadınları” konserlerini salık verdik, cazın insanı hep heyecanlandırdığını söyledik. “Suyun Kadınları”yla ilgilendi, “Niye ben yokum?” diye sordu. Muhtemelen Javier Limon’un çalıştığı şarkıcılardan oluşan bir gruptur, dedik. Buika’yı severmiş. Sonra onu Marcus Miller’ın yanına çağırdılar. Çünkü Tilbe’nin albümüyle konsere gelme nedeni, bir Marcus Miller bestesi, sanırım “Blast”. Tilbe parçayı çok beğenmiş, İKSV aracılığıyla Miller’dan izin almış. Burada olduğunu duyunca da albümünü getirmiş. Önce ben, sonra Pelin Opcin ona çevirmenlik yaptık. “Bu hanım,” dedim, “Türkiye’nin en iyi şarkıcılarından biri. Bir parçanız için sizden izin istemiş.” Miller, “Ha, sen o muydun?” dedi. Vakıf’tan arayıp durumu bildirmişler, o da kabul etmiş. Memnun olmuş görünüyordu. Tilbe, albümünü ona verdi ve şarkıyı orijinal parçanın üzerine okuyacağını söyledi. Böyle hoş bir müzisyen buluşmasıydı. Albümü de çok merak ettik.

İSTANBUL CAZ FESTİVALİ


‘Tuhaf’ bir caz gecesi Hemen herkes bilir, Unkapanı Köprüsü’nden Şişhane’ye geçerken sol yakada kalan Haliç Tersanesi enteresan bir görünüme sahiptir. Dünyayı istila etmeye gelmiş kanca bacaklı robotları andıran vinçleri, tamire oturmuş gemileri ve dev kızaklarıyla merak uyandırır. Garip ve bir o kadar da çekici görünümlü, 550 yıllık geçmişe sahip bu yer, bu kez caz için daha da tuhaf bir yer haline geliyor.
18. İstanbul Caz Festivali kapsamında aynı gecede üç farklı grubu ağırlayacak etkinlik, ismini Esbjörn Svensson Trio’nun ‘Strange Place For Snow’ (Kar İçin Tuhaf Bir Yer) adlı albümünden alıyor. Esbjörn Svensson’un 2008 yılındaki ani ölümünün ardından grubun basçısı Dan Berglund’un kurduğu Tonbruket, gecenin ilk performansını sergileyecek. Sahneyi devredecekleri topluluk, epeydir hayranı olduğumuz ‘Love Trio’. İlhan Erşahin, Jesse Murphy ve Kenny Wollesen’in festival için hazırladığı yenilikler şimdiden merak konusu. Onlara Arto Tunçboyacıyan’ın eşlik edecek olması merakı daha da artırıyor. Gecenin son sahnesi, yıldız isimleriyle sıkı bir kapanış yapılacağı hissini uyandırıyor. Bill Evans ve Randy Brecker’ın Soulbop topluluğu, fusion tarzının öncülerinden Medeski, Martin & Wood ile ‘atışmak’ üzere sahneye çıkacak.

.