Nasıl tanırsınız?

İnsanları nasıl tanıyabiliriz: medyadan edinilmiş bilgilerle mi, yoksa kendi tecrübelerimize dayanarak mı? Ben şahsen ikincisini tercih ederim.

İnsanları nasıl tanıyabiliriz: medyadan edinilmiş bilgilerle mi, yoksa kendi tecrübelerimize dayanarak mı? Ben şahsen ikincisini tercih ederim. Küçüklüğünden beri dedikoduya itibar etmemesi konusunda uyarılmış biri olarak, temelde kendi gözümle görmediğim, kulağımla duymadığım şeylere (özellikle başkalarının hakkında söylenmiş kötü şeylerse) inanmama eğilimindeyimdir. İddiaların somut sonuçlarını görürsem farklı, tabii.
Öte yandan, şifahi bilgiye itimat etmeyip, yazılı olanına itibar etme yanlısıyım. Ancak, yazılı bilgiyle daha çok kitapları kastediyorum. Medyanın da genelde dedikoduya yatkın olduğu bir gerçek.
Bunları yazıyorum, çünkü son zamanlarda ayyuka çıkan bir olay beni çok rahatsız ediyor. Olaydan yapılan çıkarımlar, yorumlar, varılan abartılı sonuçlar da öyle. Aslında bunlar olaya taraf olanların ikisi için de geçerli belki, ama beni daha çok biri ilgilendiriyor. Çünkü Antalya'da meydana gelmiş ve medyayı fena halde memnun etmiş olan bu olaydaki taraflardan yalnızca birini, Engin Yiğitgil'i tanıyorum. Nimet hanımı tanımam, belki ayaküstü tanışmışlığımız vardır, hatırlamıyorum. Kapsamını bile tam olarak anlayamadığımız (çünkü rivayet muhtelif) bu olay, beklenmedik boyutlara erişti. Taraflar mahkemelik oldu. Bu arada, SİYAD üyesi, hukukumuzun çok eskilere uzandığı Alin Taşçıyan da (ki kendisi aynı zamanda Festival'i planlayan komitenin de bir üyesidir) mahkemeye verildi. Elbette çok tatsız, zaten SİYAD da protesto etti.
Öte yandan, benim olay hakkında birinci elden hiç bilgim yok, çünkü Antalya'ya gitmedim. Gitsem de bilgim olmazdı, galaları seven biri değilim. Ama hiç değilse, tanık olmuş birine rastlardım. Oysa burada rastlamadım. Açıklamalar, yalanlamalar, ikinci elden bilgiler üzerine kurulu bir şato... Yani, benim için öyle. Bildiğim tek şey, dedim ya, taraflardan birinin bence malum olduğu kadarıyla kişiliği. Tanıyor olmalıyım diye düşünüyorum, çünkü Engin bey, dostluğumuz sanat konuları dışına çıkmasa bile, yıllardır dostumdur. Basın ile ilişkileri de, arada ondan çift tırnak içinde "Türkiye'nin en kültürlü adamı" diye söz edip akıllarınca kafa bulsalar da, genelde kötü görünmüyordu. Ta ki, 'Antalya vakası' patlak verene kadar.
Engin Yiğitgil'i ben bir centilmen olarak tanıyorum. Üstelik, odaya girdiğinizde ayağa kalkan, kapıları tutan, iskemlenizi çeken takımından. Bir şey ifade etmeyebilir elbette ama, eşi (adaşım) Sevin hanım ve kızı Esra'nın nasıl üstüne titrediğini, onları nasıl el üstünde tuttuğunu da biliyorum. Ayrıca, gene çok eski arkadaşım ve dünyada kayıtsız şartsız güveneceğim ender insanlardan Sevinç Baloğlu da bir kadın ve çok uzun süredir onunla birlikte çalışıyor. Aşağılanmaya, kötü muameleye asla boyun eğmeyecek bir insandır, hiçbir şikâyetini duymadım. Zaten kendi imzasıyla TÜRSAK adına yaptığı açıklamada da belirtmiş. Aynı açıklamada, Engin beyin, yüzlerce kedi ve köpekle ilgilenme boyutuna varan hayvan sevgisine de, Feride Çiçekoğlu'nu ve beni tanık göstermiş. Elhak tanığım. Hem ben tanık olmasam bile TÜRSAK'ın iki kedisi, bir bacağını araba kazasında kaybeden, onu kazadan sonra gören Engin beyin gayretleriyle hayatta kalan Şanslı (hayatta en sevdiğim kedilerden biridir) ile bir patisi olmayan İsis, birer canlı tanık.
Engin Yiğitgil, iyi bir filme rastladığımda haber verdiğim birkaç kişiden biridir.
Ama klasik müziği sinemadan da fazla sever. İnternette bir etkinlikle ya da müzisyenle ilgili ilginç bir şeye rastlarsam, mutlaka ona yollarım, yollamayı beceremesem de telefonla haber veririm. Klasik müzik konusunda gerçekten ismi kadar bilgilidir ama, zaman zaman bir şey çalıp 'Bu ne?' diye sorması, insanda biraz imtihan duygusu uyandırır. Gene de birkaç tanesini bilmişliğimiz vardır, şükür. Öfkelenip bağırdığı hiç mi olmamıştır? Olmuştur elbette, ancak bana rastlamadığı için bu konuda da birinci elden bilgiden yoksunum. Velhasıl, benim tanıdığım şahıs, gazetelerdeki adama hiç benzemiyor. Bunu bir yazayım dedim.
Ayrıca sonuç ne olursa olsun umarım TÜRSAK, Antalya'daki ortaklığına devam eder. Çünkü üç yıldır orada çok iyi işler yapıyorlar.