O şimdi sonsuzluğa karıştı

'Sonsuzluk ve Bir Gün' filmiyle Altın Palmiye kazanan usta yönetmen Theo Angelopoulos, bir yolda karşıdan karşıya geçerken öldü. Son filmi 'The Other Sea'nin çekimlerini sürdüren yönetmen filmleri, yolları, peyzajları ve karakterleri hep bizimle kalacak.
O şimdi sonsuzluğa karıştı

Theo merceğinden her şeye sessizce bakıyor. Filmlerini, izleyiciyi perdeden koparmayacak kadar güçlü kılan işte bu sessizliğin ağırlığı ve Theo nun kamerasının hareketsiz bakışının yoğunluğu. Akira Kurosawa

Theo Angelopoulos, bana İstanbul Film Festivali’nin hediyesidir. Tıpkı o dönemlerin düşünen, hisseden, ağır ağır anlatan diğer yönetmenleri gibi: Andrei Tarkovski, Krysztof Kieslowski, Miklós Janscó, Bela Tarr. Dünya ahvali, insanlık hali üzerine kafa yoran, ufukları geniş, alışılmışın dışına çıkmaya cesaret etmiş yönetmenler... Çoğunu o festivalde gözümüzle görmüştük. Angelopoulos, başka festivallere de konuk ve jüri üyesi olarak katılmıştı. Sabit kameraları ve plan sekanslarıyla alternatif bir zaman duygusu yaratan, klasik anlatımı reddeden, insanın yüreğini titreten bir yönetmendi.

Aynı zamanda, ekipleriyle aşındırdığı yolların fatihiydi. 1970 yapımı ilk uzun metraj filmi ‘Anaparastassi / Reconstruction’, çamurlu bir yolun kenarına çekilen otobüsle başlar. 1975’te Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde Uluslararası Eleştirmenler Ödülü’nü alan filmi ‘O thiassos / Kumpanya / Travelling Players’ın (1975) merkezinde, 1939 ile 1952 arası Yunanistan’ını dolaşan bir kumpanyanın oyuncuları vardır. Onlarla birlikte yollara düşer, tarihin içinde (kronolojik olmaksızın) gezeriz. ‘Topio stin omichli / Puslu Manzaralar / Landscape in the Mist’in iki küçükkahramanı da tanımadığı babalarını bulmak için dağ bayır demez dolaşır.

Angelopoulos’un kendisi ise, bir yolda karşıdan karşıya geçerken öldü. ‘To livadi pou dakryzei / Ağlayan Çayır / The Weeping Meadow’ (2004) ile başlayıp ‘İ skoni tou hronou / Zamanın Tozu / The Dust of Time’ ile devam eden üçlemesinin son filmi ‘The Other Sea’yi çekiyordu. Filminin kapalı bir ufuktan söz ettiğini söylüyordu. “Bir ülke olarak, hepimiz kapalı bir bekleme odasında oturur gibiyiz ve o kapı nihayet açıldığında ne olacağı hakkında en ufak bir fikrimiz yok.”

Odanın kapısını açtı
Odanın kapısını açtı, dışarı çıktı, belki de. Karşıdan karşıya geçerken, görev başında olmayan bir polisin kullandığı motosikletin altında kaldı. Hastaneye kaldırıldı ama kurtarılamadı. Sevilen bir yönetmenin ölümü herkesi üzer. Ama benim için, bizim için, Theo Angelopoulos, sevilen bir yönetmenden de öteydi. Onu çok eskilerde tanıdık, çok sıklıkla gördük, neredeyse bütün filmlerini izledik. Hepimiz, bir noktada, filmlerinin ağır temposuna ilişkin bir Angelopoulos esprisi de yapmışızdır herhalde. Kendisi ise sekanslarının uzunluğunu tercihten çok sezgiye bağlardı: gözleri kapalı bile olsa, bir sahnenin bitmiş olduğunu hissetmeye. ‘Anaparastassi’nin başında ilk kez yaşamış bu hissi. Otobüsten çıkan aktörler tepeye tırmanmaya başlayınca, asistanı, ne zaman keseceğini sormuş. Angelopoulos, gözlerini yummuş, sesleri dinlemiş ve bir noktada ‘Stop’ demiş.

Ölümünün ertesi sabahı, Festival’in en has izleyicisi Vahit Tansoy beni Antalya’dan arayıp da başsağlığı dilediğinde, akşama ‘Kumpanya’yı izleyeceğini söyledi. Bütün o içimize işlemiş filmleri hasretle hatırladım: ‘36 Günleri’, ‘Avcılar’, ‘Kumpanya’, ‘Kitera’ya Yolculuk’, ‘Arıcı’, ‘Puslu Manzaralar’, ‘Leyleğin Geciken Adımı’, ‘Ulis’in Bakışı’, ‘Sonsuzluk ve Bir Gün’, ‘Ağlayan Çayır’ ve ‘Zamanın Tozu’. İster istemez, bencilce bir duyguya da kapıldım ve ‘The Other Sea’nin ne kadarını çekebildiğini merak ettim.

‘Anaparastassi’nin Cannes’daki Eleştirmenler ödülünden söz ettik. Cannes’dan alınmış başka ödülleri de var. 1984’te ‘Kitera’ya Yolculuk’ ile Senaryo ödülü ve FİPRESCİ ödüllerini aldı. Gerçi 1995’te jüri Altın Palmiye için Emil Kusturica’nın ‘Underground’unu tercih edip ‘Ulis’in Bakışı’na Jüri Özel Ödülü verdi ama üç yıl sonra Angelopoulas ‘Sonsuzluk ve Bir Gün ile Palmiye’ye kavuştu. Daha çok Avrupa festivallerince ödüllendirilmiştir. 2004’te de, ‘Üçleme: Ağlayan Çayır’ ile Avrupa Film Ödülü’ne layık bulunmuştu.

‘Harvey Keitel de kim?’
Bu noktada bir şöhret ve tanınma meselesi gündeme gelirse eğer, yıllar önce festivaldeki bir basın toplantısında bizzat Angelopoulos neşeli bir anekdotla buna açıklık getirmişti. ‘Ulis’in Bakışı’ için oyuncu ararken, bazı dostları Harvey Keitel’ı önermiş. “Harvey Keitel de kim?” demiş yönetmen. Kasetlerini getirmişler (malum, eski günler). İzlemiş, çok beğenmiş, teklifte bulunmuş. Harvey Keitel’e “Angelopoulos yeni filminin başrolünü senin oynamanı istiyor” diye haberi iletmişler. “Angelopoulos da kim?” demiş Keitel...

FESTİVALLERİN SEVDİĞİ BİR İSİMDİ
1935’te Atina’da doğdu. Hukuk eğitimi gördü; şiir, deneme ve öykü yazarlığı yaptı. 1962’de Paris Sinema Yüksek Okulu’na kaydoldu. 1964’te Yunanistan’a döndü ve sinema eleştirmenliğine başladı. 1968’de ilk kısa filmini yönetti. Bunu 1970 yılında yaptığı ilk uzun metrajlı kurmaca filmi izledi. Angelepoulos, ‘Sisli Manzara’yla 1988’de Venedik Film Festivali’nde ‘Gümüş Aslan’la ödüllendirilmişti.

1998’de ‘Sonsuzluk ve Bir Gün’le ödülleri arasına Altın Palmiye de katan yönetmen, ‘36 Günleri’yle 1970 Berlin Film Festivali’nden FIPRESCI ödülü, ‘Kumpanya’yla 1975 Cannes’da yine FIPRESCI ödülü, ‘Ulis’in Bakışı’yla 1995’te aldığı jüri büyük ödülü, Angelopoulos’un kazandıklarından sadece birkaçı.