Ödül maratonu başladı

Virütik bir şey olduğundan şüphelendiğim, sonunda kendi haline bıraktığım bir mide-bağırsak sendromlu hafta sonunun ardından, gariptir ki, pazar gecesi sabaha kadar kahramanca ayakta kalıp Emmy ödül törenini izlemeyi başardım.

Virütik bir şey olduğundan şüphelendiğim, sonunda kendi haline bıraktığım bir mide-bağırsak sendromlu hafta sonunun ardından, gariptir ki, pazar gecesi sabaha kadar kahramanca ayakta kalıp Emmy ödül törenini izlemeyi başardım. Böylece Emmy ile başlayıp Oscar'la noktalanan ödül maratonu da başladı. Nedense, Altın Küre'nin aksine sinemayla hiç ilgisi olmadığı halde, içlerinde en çok Emmy törenini severim. Belki de daha ölçülü göründüğü için. Öte yandan, sinemayla hiç ilgisi olmadığını da söylemek zor, çünkü salon sinema oyuncularıyla doluydu.
Televizyon Sanat ve Bilimleri Akademisi'nin sunduğu 'Primetime' Emmy ödül töreninden en büyük başarıyla çıkan dizi 'The Sopranos' oldu denebilir. Bir defa, yayından kalktığı halde bu ödülü alan ilk diziydi. Ayrıca, drama dalında yönetmenlik ve yazarlık ödüllerini de aldı. Doğrusu gönlümüz James Gandolfini'nin de aday olduğu En İyi Erkek Oyuncu (drama) dalında bir ödüle daha kavuşmasını isterdi. Edie Falco da var ama, o zaten Gandolfini'den bir adım/ödül önde.
Evet, 'The Sopranos', şanına layık bir vedayla uzaklaştı ama bence Emmy gecesinin esas kahramanı Tony Bennett'ti. 80 yaşındaki haliyle istikbale ilişkin umutlara kapılmamızı sağlayan Bennett, önce hamile Christina Aguilera ile birlikte, 'Steppin' Out'u söyledi. Onları sunan (töreni de sunan) Ryan Seacrest için de hoş bir değişiklik olmuştur. Ne de olsa ömrü, 'American Idol'da tanınmamış gençleri sunmakla geçiyor. Bennett'ın programının yönetmenlik ödülü getirdiği Rob Marshall, "Büyük Bennett'la çalışmanın her saniyesini sevdiği"ni söyledi. NBC'nin "Tony Bennett: An American Classic" programı Varyete, Müzik ya da Komedi Özel Programı dalında da ödüllendirildi. Yapım ekibi adına, şarkıcının oğlu Danny konuştu. Kendisi aynı zamanda programın yapım yönetmenlerinden biri. İşe önce, babasının muazzam mirasını ortaya koyacak bir belgesel müzikal yapmak, böylece ona bir hediye sunmak niyetiyle başlamış. "Ama," dedi, "sonuçta ondan bana ve bu şovda yer alan herkese bir armağan oldu." Tony Bennett sonra da, bir Varyete ya da Müzik Programında En İyi Bireysel Perfomans ödülünü aldı. Eh, o da destekleri için çocuklarına teşekkür etti, tabii. Onu çok eskilerden, henüz genç denebilecek bir şarkıcı olduğu günlerden hatırlayan bizler için de nostaljik durumlar hasıl oldu.
Bir başka sevindirici husus, geçen yıl 'The Queen' ve 'Elizabeth'le ortalığı kasıp kavuran Helen Mirren'in bu yıl da 'Prime Suspect: The Final Act'le gene ödül almasıydı. Miss Mirren'e bayılıyorum, hele geçen yıl Antalya'da tanışıp ne kadar mütevazı bir kadın olduğunu gördükten sonra, daha da çok. Doğrusu, onun elde silah, orta yaşlı, alkolik Müfettiş Jane Tennison'ı oynadığı mini diziyi de görmek isterdim, biri sevabına alsa. Bir başka 'eski' oyuncu da, 'Broken Trail' ile hem En İyi Mini Dizi/TV Filmi dalında, hem de bu klasmanın En İyi Erkek Oyuncusu olarak sahneye çıkan Robert Duvall'dı. Prentice 'Print' Ritter'ı oynayan Duvall, böylece dördüncü Emmy adaylığı ile ödüle kavuşarak içimizi ısıttı.
Geçen yıl sonuç vermeyen değişik oylama sistemi, bu yılki ayarlama ile beklenen sona varmış gibi görünüyor. Yılın adayları arasında çok sayıda ilk kez aday olan kişi vardı. Bu arada 'My Name Is Earl'den tanıdığımız Jaime Pressly'nin de ikinci adaylığıyla Emmy almasına sevindik. Başarısının abartıya bağlanacağından endişe ediyorduk. Ödüllere abone olmuş görünen Hugh Laurie ile Tony Shalhoub ise bu yılı 'boş' geçtiler. Bu arada, otuzuncu yılı münasebetiyle ve gecenin adaylarından Queen Latifah'ın takdimiyle 'Roots'u hatırlamak, hele oyuncularının bir kısmını sahnede görmek de iyi geldi. Haliyle epey yaşlanmışlar. Aralarında dizinin en haini, akşamın da adaylarından Edward Asner de vardı ve elbette Kunta Kinte, Horoz George ve diğerleri...
Emmy'leri seviyoruz ama, salondaki oyuncu bolluğuna rağmen, yılın itibar görecek filmleri hakkında tüyo vermedikleri de bir gerçek. Bunun için ister istemez Altın Küre'yi bekleyeceğiz.