Olmadı şimdi

İşte her şey mahvoldu, bitti. 'Zaman Çarkı' tamamlanmadan pirimiz üstadımız Robert Jordan öldü.</br>İşin tuhafı, ben her gün hant hant nette dolaştığım halde...

İşte her şey mahvoldu, bitti. 'Zaman Çarkı' tamamlanmadan pirimiz üstadımız Robert Jordan öldü.
İşin tuhafı, ben her gün hant hant nette dolaştığım halde, bu haberi Kutlu'dan duydum, hem de kaç gün sonra. "Biliyorsun, değil mi? Robert Jordan öldü" dedi. "Ama kitap bitmedi" diye feryat etmişim. Okurlar bazen böyle nankör mahluklar olabiliyor. Ne var ki, biz de o seriye çok emek ve zaman verdik. Okur olarak da, muhtemel çevirmen olarak da. Bir ara, 'Wheel of Time / Zaman Çarkı'nı çevirme ihtimalimiz doğmuştu. Ortağım bana bunun en azından beş yılımızı alacağını söyledi, ben de kendisine beş yılını geçirmek için daha iyi bir planı olup olmadığını sordum. Sonra mesele oluşturacak şeyleri, aslında sadece bellibaşlı olanlarını, saptamaya çalıştık. Bir kısmına karşılık bulmak için debelendik, sonunda da vazgeçtik. Orijinalin tadını verecek bir 'Wheel of Time' çevirisi yapmak çok zor.
Jordan, fantazya dünyasının en ağır ağabeylerinden biridir. Serisi de tamamen ayrı bir olaydır. Kimileri 'The Eye of the World / Dünyanın Gözü' adlı ilk kitabın Tolkien'i hatırlattığını söyler. Jordan, kitabın kabaca 200 sayfasını ona bir selam olsun diye hakikaten de Tolkien tadında yazmıştır. Ama sonra öyle bir darbe indirir ki okura, sayıyla kendine gelir ve başka âlemlere yelken açtığını anlarsın.
Kitabın ruhunu anlatan bir alıntı verelim önce.
"Zaman Çarkı döner ve çağlar gelip geçer; ardında efsaneye dönüşen anılar bırakır. Efsaneler solup söylenceye döner; söylencelerse, ortaya çıkmalarını sağlayan çağ geri geldiğinde çoktan unutulmuş olurlar. Üçüncü Çağ'da, kehanetler çağında, Dünya ve Zaman dengede durduğunda, puslu dağlarda bir rüzgâr eser... Kehanetlerin gerçekleşeceği zamandır bu. Zaman Çarkı, Çağların Deseni'nde bir ağ örmektedir; Dünyayı dolanan bir ağ, Dünyanın gözü kör edildiğinde, zamanın kendisinin bile ölebileceği bir zaman..."
Niran Elçi'nin çevirisiyle İthaki'den çıkan 'Zaman Çarkı'nda, Rand'ın çobanlıktan dünyanın kurtarıcısı ve yıkıcısı olan Yenidendoğan Ejder'e dönüşümünü ve dünyayı da beraberinde dönüştürmesini izleriz. Kalabalık karakterlerin bütün özellikleri ince ince anlatılır. Bu hayali dönemin ve mekânların bütün ayrıntıları verilir. Zaman zaman Jordan öyle çok yeni karakter çıkarır ki, aksiyon biraz tavsar gibi olur. Bazı ciltlerde sevdiğimiz karakterlere yeterince yer verilmemiş diye hayıflanırız. Ciltlerden birinde de, kadın karakter çokluğundan içime baygınlık gelmişti. Ben şahsen dokuzdan sonra olay örgüsünü ikincil karakterler ve olaylarla biraz zayıflattığını düşünüyorum ama, 11'i henüz okumadım. Jordan da 12'yi tamamlayamadan gitti. Neyse ki notları ve teyp kayıtları eşi ve editörü Harriet'in elinde. Harriet'i tanıdığımız için, kitabın sağ salim çıkacağından aşağı yukarı eminiz. Ama zaten Jordan (ki kendisi de bir 'kartal'la ya da 'leopar'la evli olduğunu iddia ederdi) güçlü karakterler yaratmakla maruftur. Zayıf kadınlardan da hazzetmez.
Her şey bir yana, sonuçta gözükara bir 'WoT' hayranı olarak, onun muhtelif takma adlarla yazdığı tarihi romanları, 'Conan'ları, çok merak ettiğim 'Cheyenne Raiders'ı bir yana bırakarak sadece 'Zaman Çarkı'ndan bahsetmemi hoşgörün. Zenginliği ve karmaşıklığı ile, ancak Tolkien'inle kıyaslanacak bir dünya yaratmıştı. 'Yüksek fantazya' yazdığını söyler, fantazyaya tepeden bakan birçok yazarın da farkında olmadan benzer şeyler yazdığına inanırdı.
***
Üç yıl önce İthaki'nin konuğu olarak buraya geldiğinizde, çok sevdiğim Moirane'in kitapların arkasındaki endekste 'görünürde ölü' diye tarif edildiğini hatırlatıp, 'Acaba geri gelecek mi?' diye sormuştum. 'N'olur! N'olur gelsin!'
O arada Harriet de, şimdi hatırlamadığım birinin geri gelmesini istedi. Siz ikimize de ters ters baktınız. "Bu kitapta öldürdüğüm herkesi geri getirsem, 35 ciltte bitmez"
dediniz. Ben gene de sizin için ümitleniyorum.
Akıncı ruhlu, kâşif görünümlü koskoca Robert Jordan, hem de biz tam iyileşecek sanırken pat diye gider mi? Her an bekliyoruz, üstadım...