Şam Şeytanı Duman bey

Henüz Caz Festivali bitmedi ama, belki bu köşeyi okuyanlar arasında caz sevmeyenler de vardır diye düşünmek gerekiyor. Belki başka şeyler seviyorlardır, mesela kedileri.

Henüz Caz Festivali bitmedi ama, belki bu köşeyi okuyanlar arasında caz sevmeyenler de vardır diye düşünmek gerekiyor. Belki başka şeyler seviyorlardır, mesela kedileri. Yazılarını çok özleyeceğim arkadaşım Haydar Ergülen buralardayken, ilgiye muhtaç kedilerle ilgilenirdi. Bazı okurlarım bana mesaj yollayıp, bu görevin artık bana düştüğünü söylediler. Haydar'la en son, Simurg Sahaf'ın önünde karşılaştık. Kedisi iki gün önce ölmüştü, çok üzgündü. Enfeksiyon sarmış, fark edememişler.
Bizimkilerde öyle bir şey yok, şükür. Bizimkiler derken, öncelikle evdeki iki kediyi, Marme ile Cincin'i kastediyorum. Marme, her üç ayda bir yedi tane yavru doğurma işine son verince göbekli kalçalı bir hanım oldu. Kendisi eve bin bir zorlukla dahil olduğu için, yabancı unsurlara hiç şans tanımıyor. Ya kütüphanenin tepesindeki tarassut yerine geçiyor ya da mutfak kapısına bakan iskemleye oturuyor, bahçe kedilerinin içeri sızmasını engellemeye çalışıyor. Cincin her zamanki gibi nemrut ve huysuz.
Ama, her zaman olduğu gibi, kedilerimiz sadece onlardan ibaret değil. Yan bahçede doğuran minik anne Şeftali, üç yavrusuyla bizim mutfak kapısının önüne taşınmıştı. Biri kayboldu. Yakınlarda kedi seven bir hanım var, yavrulardan birisini verebileceğini söylüyordu. Umarım öyle bir şey olmuştur, çünkü son zamanlarda bahçeye pek 'canavar köpek harekâtı' düzenlenmedi. Sadece geçen gece sevimli bir köpecik geldi, ben bağırınca kaçtı. Yani, tekirli-beyazlı, aynada kendini seyretmeyi seven yaramazın öldüğünü sanmıyorum.
Öbür ikisi ise, sağ-salim bahçede. Hiç durmadan yiyorlar. Kendi kaplarını bitirip, bazen kapıdan, bazen pencereden içeri dalıyorlar, jet gibi evin kedilerinin mama kaplarına gidip onları da yiyorlar. Oysa sıskalıklarına bakan, onları kıtlıktan çıkmış sanır. Biri, kurşuni üzerine sarı-beyaz lekeli bir küçük hanım. O daha sakin, daha terbiyeli. Öteki ise, yazının başlığındaki Şam Şeytanı. Pencereden öyle bir hızla dalıyor, evde öyle hızla tur atıyor ki, yakalayabilene aşkolsun! İçine biraz buz kattığımız sudan içiyor, yan gözle bizi kolluyor. İncecik, uzun, sıçan kuyruklu, sivri yüzlü, duman üzerine az bir şey beyaz lekeli bir yaratık.
Son zamanlarda bu iki kardeşe, yeni peydahlanmış bir üçüncü yavru eşlik ediyor. Hayli de kirlenmiş, artık nerelerde saklanmışsa. İlk geldiğinde çok ürkekti, arkalara gizleniyordu. Bizimkilerden çok da dayak yedi. Ne var ki, artık ona alıştılar. Biraz kıyıda dursa da, üçü birlikte takılıyor. Geçen gün ben Marme'ye bir lokma yaş mama vermiştim. Küçüklerin de kendilerine göre bir yaş mamaları var, onu da verdim. O sırada Marme bahçeye çıktı. "Yavruların mamasını yersen, seni gebertirim. Sen kendi mamanı yedin," dedim. Bir de baktım, içeride küçük sarışın, Marme'nin yaş mamasını yiyor. Sonra içeri kaçtı, bir türlü çıkmadı. Odalara saklandı. Nihayet benim yatağımın üstünde yakaladım. Marme onu bir temiz dövüp dışarı attı. Sarışının ev macerası da böylece sonuçlandı. Bana kalsa onu alırım ama hane halkının tepkisinden çekiniyorum.
Durum bundan ibaret. Dışarıda ayrıca, zaman zaman evi ziyaret eden Alyoşa/Tekir; her tarafa kokuyla işaretini bırakan bir tekir; sıskacık bir başka tekir; üç renkli gebe bir hanım; bir-iki kez gelmiş bir yabancı kedi var. Apartmandakilere göstermemeye çalışarak onları besliyoruz. Apartmanımızın sakinleri, hayvan sevmez. Bu düşmanlık havası içinde, artık başka yerlerden yiyecek aramayı tamamen boşlamış bahçe kedilerimize hizmet etmeye çalışıyoruz.