Sarı-Yeşil, kümeye!

Evde vaktimin önemli bir kısmı spor kanalları karşısında geçiyor. Gerçi bazen hiçbirinde izlenecek bir şey olmayabiliyor ama, spor kanallarının çok faal zaman dilimleri de var.

Evde vaktimin önemli bir kısmı spor kanalları karşısında geçiyor. Gerçi bazen hiçbirinde izlenecek bir şey olmayabiliyor ama, spor kanallarının çok faal zaman dilimleri de var. Lakers destekli NBA aşkına ve hep izlediğimiz tenis maçlarına, yerli basketbol ve voleybol müsabakalarına rağmen, biraz da Formula 1’den sıtkımız sıyrıldığı ve atletizm başlamadığı için, spor derken de şu sıralarda daha çok futbolu kastediyoruz. Ama kardeşimin izleyip bana ilettiği haber, futbolla ilgili değildi. Sinan, “İstanbul Üniversitesi küme düşmüş” dedi. 15 gün kadar önce, NTV Spor izlerken görmüş. Nasıl yani? Kız basketbolunun efsanevi takımlarından, oyuncusu olmaktan gurur duyduğum İstanbul Üniversitesi Spor Kulübü mü?
Evet öyleymiş gerçekten. Ligin bitimine iki hafta kala, düştükleri kesinleşmiş. Geçenlerde Bülent Karpat aramıştı, o da doğruladı. “Ama Demir Tiryaki başkan oldu, hemen çıkarlar,” dedi. Umarım öyledir. Daha doğrusu eminim, öyledir. Şehreminispor’un fevkalade yetenekli basketçisi olarak tanıdığımız Demir’in (şimdi Prof. Dr.) karizmatik varlığına inancımız sonsuz ama, ondan da çok, yıllardır müthiş bir altyapısı olan kulübe güveniyoruz.
Bir yandan da, yılların şampiyonu, Gazi Eğitim ve Ankara Koleji ile birlikte, daimi şampiyonluk adayı İÜSK’nın ligden düşmesine inanamıyorum. Tabii, aradan neredeyse yarım 100 yıl geçti, köprülerin altından çok sular aktı ama, temeli sağlam bir kulüptür. Her zaman yeni oyuncu çıkarabilir. Yani, öyleydi, şimdiki durumu bilemiyorum elbette. Aslında arama motorlarında da pek bir şey bulamadım. Sadece Galatasaray İkinci Başkan ve Futbol Şube Sorumlusu Ergun Gürsoy, kız basketbol takımının küme düşmesini mazur göstermeye çalışırken, “Senelerdir adam verdiğimiz İÜSK, iki tane siyahi oyuncu almış ve bizi yenmiş. Bunların toplam maliyeti dört bin dolar. Burada durup düşünmek lazım biraz” demiş. Hayret!
İÜSK, iyi bir basket takımı oluşu bir yana, benim için gençliğimin bir dönemi demektir. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde okur ve jimnastik hocamızın ‘kız basketbolu’ dediği, Amerikan icadı, saçmasapan şeyi oynarken, İÜSK’da oynama fırsatı çıkınca dört elle sarılmıştık. Nasıl oldu, hatırlamıyorum doğrusu. Ona bakarsanız biz (ben ve sınıf arkadaşım Lale) aslında önce voleybol takımına girdik. Takımın hocasını çıkaramıyorum ama, yönetici Tarık ağbiydi. Zamanlamam iyi olduğu, hayli de zıpladığım halde, bileğim bükülüverdiği için topa dirsekten vuramayışıma çok kızardı. “Bağlayacağım senin o bileğini” derdi.
Antrenmanlarımız basket takımınınkine de denk düşünce, onları izlemeye başladık. Sonra ufak ufak yandan bulaştık. Bütün basket maçlarını izliyorduk, görsel bilgimiz mükemmeldi, sadece (Amerikan usulü yüzünden) doğru dürüst pratiğimiz yoktu. Kenardan bir-iki atmaya başladık. Erdoğan ağbi (Karabelen) bana, “Gel bakayım sen buraya” dedi. Birkaç şut daha attırdı. Bileğimi çok beğendi. Tarık ağbiye de tembih etti, “Voleybole zorlamayın” dedi, “Onda basket bileği var”. Gelin görün ki, voleybol takımı altı kişiyi zor denkleştirdiği için daha hayli uzun süre Güneş’lerin, Atka’ların kafamıza küt inmesine boyun eğdik.
Ama basket takımı başkaydı. İki takım da esas olarak İstanbul Kız Lisesi’nden yetişmiş, liseden beri bu sporları yapan elemanlardan kurulmuştu. Hepsini hatırlıyorum: Suna, Ayhan, Evren, Sezer, Gönül, Sahire, Sevgi... Hay Allah, bu kadar hatırlıyormuşum. Sağlam rakip olarak da, Gazi Eğitim’den Cumhure ile Kolej’den (yanılmıyorsam, aynı zamanda tenis oynayan) Sevim’i. Gerçi “esas takım”dan değildik ama çok oynadık, şampiyonluklar gördük, yabancı takımların (en sık, Radniçki) karşısına çıktık.
Hem o zamanki takımıma, hem de şimdiki kadroya sevgilerimi yolluyorum. Umarım İÜSK sarı-yeşil formasıyla hemen, bir yıl sonra, gene birinci lige çıkar.