Sevilen bir ağabey

Bazı insanlar çekip gidince, ciddi bir eksiklik hissediyorum. Başkalarının gözlerindeki değerleriyle ilgili bir şey de değil, benim hayatımdaki rolleriyle ilgili. Sadece yaptığı işlerden, iyi ihtimalle fotoğraflarından tanıdığım kişilerden de bu sınıfa girenler var.

Bazı insanlar çekip gidince, ciddi bir eksiklik hissediyorum. Başkalarının gözlerindeki değerleriyle ilgili bir şey de değil, benim hayatımdaki rolleriyle ilgili. Sadece yaptığı işlerden, iyi ihtimalle fotoğraflarından tanıdığım kişilerden de bu sınıfa girenler var. Öte yandan, yaptıklarını görünce, dinleyince, yazdıklarını okuyunca ani bir aşk sarsıntısına kapıldığım kişiler de olmuştur.
Salinger, Philip Glass, Jim Jarmusch gibi.
Bu aşkların sonradan (kimi durumlarda birazcık tavsasa da) sarsıldığına hiç rastlamadım.
Kurt Vonnegut (Jr.) da tarafımdan çok sevilen bu kişilerden biridir. Ölmüş olması durumu değiştirmez, hâlâ öyledir. Onunla ani tanışmamız, 'Mezbaha No: 5' vasıtasıyla olmuştu. Kendisi de İkinci Dünya Savaşı'nda, Ardenne muharebesi sırasında esir düşen yazar, bu kitapta müttefik kuvvetlerinin Dresden'i vahşice bombalamasını anlatır. O bombardımandan kurtulan yedi Amerikalı savaş esirinden biri olan Vonnegut, bu sayede yukarıda adı geçen kitabı yazdı, bir Mor Kalp madalyası kazandı ve dünya ile insanlar hakkındaki fikirleri ebediyyen değişti. Ama, kara bakışına rağmen, mizah anlayışını ve şefkat duygusunu hiç kaybetmedi. 1969'da, Vietnam Savaşı döneminde çıkan 'Mezbaha No: 5' ise, savaşın dehşetini, anlamsızlığını anlatan en çarpıcı kitaplardan biri olarak okuyan herkesin hafızasına nakşoldu. Yazarının adıyla birlikte...
15 yıl kadar önce, aramızda aniden birinci elden bir ilişki doğdu. O sırada YKY'de olan sevgili editörüm İshak Reyna, Kurt Vonnegut'a (sanırım o zamanlar adında Jr'ı da kullanıyordu) hayranım diye, çevirmem için 'Hocus Pocus'u bana verdi. Çiftehavuzlar'daki evdeydim, ilk kez bir bilgisayarım olmuştu. Şimdi düşünüyorum da, siyah-beyaz ekranlı, komik bir şeymiş. Norton Editor'le çalışıyorduk herhalde. Voltaj dalgalanmasından cızır cızır yandı. İçinde bir kitabım, üç çevirim gitti. Kitap 'İlk Romanım'dı (haliyle, yeniden yazdık), çevirilerden biri de 'Hocus Pocus'.
Bir tanesi Dergah için çevirdiğim, New York'lu bir rüfainin nefis kitabıydı, onu da yeniden yaptım. Ne yazık, elimde yok, adını bile hatırlamıyorum. 'Hocus Pocus'la, bugün bile içimi yakan üçüncü kitaba bir daha başlamayı gözüm kesmedi. Çok zordular çünkü, ama aklım da onlarda kaldı. O gün bugün Kurt Vonnegut'a, kendisine karşı hata ettiğim sevilen bir ağabey gözüyle bakarım.
Sevmeyenleri de vardı, tabii. Onun gerçek bir edebiyatçı olmadığını söyleyenler. Hatta birisi, üstadı 'çizgi roman filozofu' diye nitelendirmişti. Oysa kendisi, en çok alıntı yapılan yazarlardan biridir. İngiliz dilinin büyük ustaları tarafından da usta olarak tanımlanmıştır. Belki de, kendisinin de belirttiği gibi, Mark Twain'in soyundan geldiği için kimileri onu ciddiye almamıştır. Gezegeni severdi, sahip çıkardı, sahip çıkmayanlara.. kızardı da diyemeyeceğim, daha çok durumu memnuniyetsizlikle kabul ederdi diyelim. Hayata karşı temel itirazı, yaşarken gerçekten korkunç hatalar yapmanın çok kolay olmasından kaynaklanıyordu. İleri yaşında bile barış, bolluk ve mutluluğa bir
şekilde ulaşılabileceğine inandığı için, budalanın biri olduğunu düşünüyordu. 'Mezbaha No: 5' ve benden sonraki macerasını izlemediğim 'Hocus Pocus'un yanı sıra, 'Otomatik Piyano', 'Titan'ın Sirenleri', 'Gece Ana', 'Galapagos' ve 'Kedi Beşiği' gibi kitapları vardı.
Bir de, en sevdiğim kitaplardan biri olan, savaşı düpedüz alaya alan 'Madde 22'nin yazarı Joseph Heller ile, yıllara meydan okuyan bir dostluğu... İkisiyle 'Playboy'un 1992'de yaptığı, 'Joe ve Kurt Şovu' diye, harika bir söyleşi vardır. Vonnegut o söyleşide, "İkinci Dünya Savaşı'ndan dönüp de kahraman gibi karşılanan bir kişi vardır sadece," der. "O da Audie Murphy'dir. Herkes onun tek kahraman olduğunu bilirdi." Oysa Heller da, o da, madalyalı askerlerdi. Neyse ki, aynı zamanda büyük yazarlardı. Heller 1999 Aralık'ında gitti, Kurt Vonnegut da sekiz yıl sonra onu izledi. Umarım o tarafta sohbete devam imkânı vardır.