Sınırları aşıyor

TÜRSAK Vakfı'nın, 10'uncusunu düzenlediği Sinema-Tarih Buluşması İstanbul merkezli festivaller içinde en izlemeye değer olanlardan biridir.

TÜRSAK Vakfı'nın, 10'uncusunu düzenlediği Sinema-Tarih Buluşması İstanbul merkezli festivaller içinde en izlemeye değer olanlardan biridir. Ayrıca, buradaki çoğu film gösterime girmeyeceği için, başka bir yerde bulamazsınız.
Peki, hal böyleyken ben ne yapmışım? Cumartesi günü sadece festivalde ilk tercihim olan 'Berlin Alexanderplatz'ı yazmış; sonra da, Alzheimer eşiğinde mi şüpheleri uyandıran bir unutkanlıkla mı, dalgınlıkla mı diyeyim, bilemiyorum, Festival 'başlıyor' diyeceğime, 'sona eriyor' demişim. Doğrusu, cuma akşamı açılışa gitme planları son anda bozulan biri için hayret verici bir dalgınlık! Sidney Lumet'den çok Kardeş Türküler için gidecektim, sonunda kendimle CD'leri dinlemek yolunda bir anlaşma yaptım.
Ya 'Berlin Alexanderplatz' diyeceksiniz, izleyemedik efendim. Sanki dünyada Fassbinder'in şaheserini birinci elden ve beyaz perdede izlemek isteyen bir tek senmişsin gibi davranırsan, böyle olur. Oysa sırf ona gidebilmek için kendime üç gecelik bir Avrupa Yakası programı yapmıştım. Sabah kalktım, gittim, büyük bir rahatlıkla gösterimin nerede olduğunu sordum. Hani biliyorum ama, ne olur ne olmaz. Kapıdaki genç ve kâmil şahıs, beni iki kat aşağıdaki sinema salonuna yönlendirdikten sonra, "Rezervasyonunuz var mı?" sorusuyla köstekledi. Eh, yoktu tabii. Kös kös geri döndük.
Evet, önümüzde daha üç Sinema-Tarih günü var. Gerçi, Roman Polanski ve İstvan Szabo kısa filmleriyle birlikte birkaç iyi film de kaçtı ama, geriye kalanların içinde dikkat çekici filmler yer alıyor. Öncelikle bugünün programındaki 'İska'nın Yolculuğu' ile başlayabiliriz. Csaba Bollok'un çok ödüllü filmi, alkolik ebeveynine bakmak için küçük yaşta kendini sokaklarda bulan İska'nın acılı genç hayatını anlatıyor. Sokak çocuklarının rol aldığı 'Iska'nın Yolculuğu'nda genç oyuncu Maria Varga kendininkinden farksız bir hayatı canlandırdı. 'Sinemada Yeni Keşifler' bölümünde ise Frederic Fisbach'in, başka şeylerin yanı sıra insanın anadiliyle olan bağını da anlatan 'Erik Yağmuru'u var.
Paulo Caldas'ın filmi 'Vaha Düşleri' de gene ziyan olan genç bir hayatın, üvey babasının tecavüzünün ardından küçük yaşta fuhuş dünyasına itilen Jezzica'nın hayatının hikâyesini anlatıyor. Seks turizmi endüstrisinin bir parçası olmak için Recife'ye yerleşen Jessica, beklenmedik bir ilişkinin verdiği bir tutam ışıkla yeniden umuda kapılıyor. Ognjen Svilicic'in iki kez gösterilecek filmi 'Armin', umutsuz insanların ufukta görünen bir umuda inatla tutunmaya çalışmaları üzerine. Bosna-Hersek'te küçük bir kasabada yaşayan İbro, tek oğlu Armin Zagreb'te bir film için yapılan oyuncu seçimini kazansın diye mücadele ediyor. Bu üç gün içinde iki kez gösterilecek bir başka film de, Alain Gomis'in yönettiği 'Endülüs'. İlk uzun metrajlı filmi 'L'Afrance' ile Locarno Uluslararası Film Festivali'nde en iyi ilk film ödülünü kazanan Alain Gomis ikinci filmi 'Endülüs'te Fransa'dan İspanya'ya uzanıyor. Dışlanmanın kötülüğü ve kabul edilme arzusunu ele alan 'Endülüs'ün kahramanı, gerçekliğin sınırında yaşayan Yacine. Panicos Chryssanthou'nun yönettiği, Kıbrıs'ın huzurlu döneminde birbirlerine âşık olan iki farklı kesimden iki insanın karşılaştığı zorlukları ele alan 'Akamas' hem Kıbrıs'taki siyasi sürece ışık tutan bir film, hem de yönetmeni ile Derviş Zaim, bir söyleşiyle seyircilerle buluşacak.
Ama siz belki de 'Raconbozan'ı ya da 'Çalınmış Adam'ı, hatta 'Sudaki Kan'ı tercih edersiniz. Sinema-Tarih buluşmalarının 10'uncusu üç gün daha bizlerle...