'Slava' veda etti

80 yaşındaydı. Moskova'daki bir hastanede bir vakittir bağırsak kanseri tedavisi görüyordu. Pablo Cassals ile birlikte, yirminci yüzyılın en </br>büyük iki çellistinden biri olan Mstislav Rostropoviç'i...

80 yaşındaydı. Moskova'daki bir hastanede bir vakittir bağırsak kanseri tedavisi görüyordu. Pablo Cassals ile birlikte, yirminci yüzyılın en
büyük iki çellistinden biri olan Mstislav Rostropoviç'i belki, Berlin duvarı yıkılırken hemen oracıkta çaldığı Bach süitleriyle hatırlarsınız.
Rus vatandaşı Rostropoviç, yılın başlarında sağlığı bozulana kadar Paris'te gönüllü bir sürgün hayatı yaşıyordu. Ailesi onu Rusya'ya geri yolladı, hastanede müzisyeni ziyaret eden Başkan Vladimir Putin, ona bir hizmet nişanı sundu. Sonunda ülkesinde ölmesi de ilginç, çünkü uzun süre o ülkeden uzak kalmıştı. Komünist yönetim döneminde açıkça muhaliflerin tarafını tutmuş, sonunda ailesiyle birlikte ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Aslında onun muhalefeti Stalin döneminde, hocaları
Dimitri Şostakoviç ve Sergey Prokofiyev'in suçlanmasıyla başlamıştı. Leonid Brejnev döneminde de Rostropoviç ile Bolşoy Operası sopranosu eşi Galina Vişnevskaya, yazar Aleksander Soltzhenitsin'i evlerinde saklamışlardı.
Yakınlarının Slava dediği (Rusça, 'görkem' anlamında) müzisyen, halis muhlis Rus'tu. Dostlarını sıkıca sarıp bağrına basardı. Samimi bir insandı, neşeliydi, renkli bir kişiliği vardı. Yemeyi içmeyi sever, süvari kılıcıyla şampanya şişesi açardı. Böyle bir marifetine iki kez şahit olan bir müzisyen dostu, ellerine bir şey olacak diye ne kadar endişelendiklerini hatırlıyor. Çapkındı da, ama eşi Galina bu çapkınlığa göz yummayı tercih etmişti, Slava'nın ölümüne kadar birlikte kaldılar. İlk başladıkları andan beri büyük beğeniyle karşılanan piyano-şan düetlerini, Vişnevskaya'nın sesi değişene kadar sürdürdüler. Çünkü Rostropoviç, çellodaki emsalsiz hâkimiyetine piyanoda tam olarak sahip olmasa bile, çok iyi bir piyanistti. Aynı zamanda, iyi bir şefti. Çellodan bir aralar sıtkı sıyrılınca, şeflik yapmaya başlamıştı. Bu alanda da, tıpkı piyanoda olduğu gibi, çellodaki mertebesine erişmese de, müzisyenlerin de hem dinleyicilerin de sevdiği bir şef olmayı başardı. Çelloda kimi gözükara yorumları, müthiş yeteneği sayesinde hoşgörüyle karşılanırdı. "Eh, n'aparsınız," derlerdi, "Rostropoviç, Rostropoviç'tir." Çalarken, 13 yaşında geçirdiği bir kaza nedeniyle, dirseğini alışılmıştan daha aşağıda tutardı.
Bakü'de doğan müzisyen, çello dersi almaya altısında başladı. Altı yıl babasından ders aldı. Sekiz yaşından itibaren, kız kardeşi ile konser verip düolar çalarlardı. Bir orkestrayla ilk kez sahneye çıktığında, 13'ündeydi. Müzisyen bir ailenin çocuğuydu. Daha dört yaşında, kendi kendine piyano çalmayı öğrenmişti. Kız kardeşi Veronika keman, annesi Sofia piyano çalardı. Babasının babası ile amcası, çellistti. Casals'la da çalışmış olan babası Leopold gibi. Annesinin annesi ise, bir müzik okulunun başındaydı.
Çoğu müziksever için o, dünyanın en büyük çellisti olarak Pablo Casals'ın tahtına oturan kişiydi. Geçen yüzyılın ilk yarısı Casals'ın, ikinci yarısı onun hakimiyetinde geçmişti. Ancak Rus çellist, müzisyenlerden beste istemekte çok daha girişken ve başarılıydı. Daha ülkesindeyken, Reinhold Gliére, Aram Haçaturyan, Nikolay Myaskovski, Sergey Prokofiyev genç müzisyene besteler yaptı. Ülke dışına çıkıp İngiltere'ye gittiğinde Şostakoviç'in Çello Konçertosu'nu (No. 1 Op 107) çaldı. Orada Benjamin Britten'le tanışıp iyi dost oldu. Daha önce çelloya pek ilgi duymayan Britten, onun için Çello Senfonisi gibi besteler yaptı. Rostropoviç'in büyük birer çellist olmuş öğrencileri arasında, Jacqueline du Pre de vardı. Üstat, Jackie ondan daha iyi yorumladığı için Elgar Konçertosu'nu programından çıkarmıştı. Hayranları onu sahnede görüp dinlemeyi özleyecek ama, kayıtları sayesinde Rostropoviç hep bizimle olacak.