Son elveda, kapattık

Kendimi birazcık, kimi TV programlarının yapımcılarına/sunuculurına benzetiyorum. Alan almış, giden gitmiş, olan olmuşken hala Euro 2008 yazmak istediğim için.

Kendimi birazcık, kimi TV programlarının yapımcılarına/sunuculurına benzetiyorum. Alan almış, giden gitmiş, olan olmuşken hala Euro 2008 yazmak istediğim için. Ama, televizyonda maçlar bugün de gösterilirken, insanın içinden son elvedalık bir kapanış yazısı yazmak da gelmiyor değil hani.
Her şeyden önce, Euro 2008’in ev sahipleri yanlış seçilmişti. Avusturya ile İsviçre’nin tek avantajları, Avrupa’nın göbeğinde, dolayısıyla her ülkeye yakın olmaları. Hatırlarsanız, ilk maçtan sonra 100 bin Hollandalı gelmişti. Öte yandan halkları futbolu sevmiyor, ilgilenmiyor, takımlar da popüler değil. Böyle organizasyonları zora sokacak adetleri de var. İsviçre’de pazar günü her yer kapalıymış, akşamları da erkenden kepenklerini indiriyorlarmış. Coşku yok, etrafta bir süsleme yok, statlar böyle bir şampiyonaya müsait değil. Neyse ki sönük başlayan şampiyona sonradan rekabet heyecanıyla canlandı. Bu arada topraklarının coğrafi durumu nedeniyle Avrupa dışı ülkeler oldukları söylenen Rusya ve Türkiye yarı finale kalarak diğerlerine güzel bir tekzip yolladı.
Diğer takımlara gelince, son şampiyon Yunanistan ve hocaları Otto Rehhagel sadece müdafaaya dayalı ekole devam edince ilk turda elenip döndü. İlk turun en iyi futbolu oynayan ekipleri Hollanda ve Hırvatistan yarı finale bile kalamadı ama Hırvatların sempatik rock’çı (ya da metalci, ya da rapçı) bestekar genç hocası Slaven Biliç gönüllere taht kurdu. Direkten dönen üç topla o evine dönerken, Fatih Terim de o toplarla birlikte direkten dönüp turnuvanın en iyi hocası seçildi.
Eski dünya şampiyonlarından Fransa Domenech ile sevimsiz, etkisiz futbolunu sürdürdü. İtalya Donadoni ile geldi, erken dönüşte ise Donadoni yoktu, yerine Lippi gelmişti.
Aslında evsahipleri umulanın aksine direniş gösterdi. İsviçre’de Frei sakatlanınca forma şansı bulan Hakan Yakın, attığı üç golle turnuvanın flaşları arasına girdi. Eren Derdiyok ve Gökhan İnler de dikkati çekti. Avusturya her maçında dişediş mücadele etti ve geride güzel anılar bıraktı. Ülkeyi rezil edecekler diye onların Şampiyonaya girmemesini isteyen Avusturyalılar’ı mahçup çıkardılar. İsveç, Larsson ve İbrahimovic ile gene patlama yapamadı ve takımda bir revizyonun gerekliliği perçinlendi. Romanya Mutu’ya rağmen, belki de onun kaçırdığı penaltı yüzünden, Yunanistan futboluna benzer oyunlarla turnuvayı kapattı. Polonya, babasından devraldığı formayla Smolarek önderliğinde ilk defa katılabildiği Avrupa şampiyonası’na erken veda etti. Van Basten milli takımı bırakacağını açıkladığı sene iyi bir futbolla başladığı şampiyonaya erken veda ederek arzuladığı başarıya aç kaldı. Artık Ajax’ı çalıştıracak. Ama grup birincisi Hollanda’nın çeyrek final öncesi futbolu da hafızalardan silinmeyecek. Portekiz’in Brezilyalı hocası Scolari ise umduğu finali değil ama Chelsea’nın hocalığını buldu.
Çek Cumhuriyeti-Türkiye maçı da turnuvanın ve son yılların en iyi maçı seçildi. UEFA’nın bir önerisi var: Stade de Geneve önüne Avrupa şampiyonalarında oynanan en iyi futbol bu statta Türkiye ile Çek Cumhuriyeti arasında oynanmıştır diye bir plaket asılmasını istiyorlar. Yarı final maçları, Bir Türk hoca ve eski-yeni Fener hocalarından oluşan final ekiplerinin kapışması olarak da tanımlanabilir. Fenerbahçe’nin eski teknik direktörleri, Almanya’yı çalıştıran Joachim Löw ile Rusya’nın başarılı hocası Guus Hiddink’di. Hatta, “Bir Hollandalı, on bir Hollandalı’yı yendi” şiarıyla, yarı final öncesinin en başarılı takımlarından Hollandalılar’ı bile yendiler. Ama Rusya-İspanya maçından, çiçeği burnunda sarı-lacivertli Aragones galip çıktı. İspanyol hoca sonunda Löw’ün takımını da yenip kupayı aldı. Bir aksilik olmazsa, şimdi de Guiza’yı alıp Dereağzı’na gelecek. İnternet sitelerinde Galatasaray’ı eleştirenlerin (özellikle Fenerliler’in) Feldkamp’ın yaşıyla ilgili esprileri ayyuka çıkarken, bir sezon sonra diğer bir yetmişlikle çalışmaları da ayrıca hoş bir ironi örneği. Ama en ironik olanı, yarı finaldeki dört hocanın içindeki tek Türk’ün, Fenerbahçe ile ilişkisi olmayan tek kişi olmasıydı.
Başta, usta bir manevrayla takımda kalan hocamız olmak üzere, yeni parlayan yıldızları Semih, Arda, Volkan herkesin dikkatini çekti. Hamit zaten bilinen stardı. UEFA sıralamasında 14. sıraya çıkan ekibimizle unutulmaz ve çok başarılı bir şampiyona yaşadık. Bu tip turnuvalarn ilk unutulmayacak dördüncüsü biz olacağız herhalde. Finalde ise, hak edenin kazandığı bir maç izledik.
Böylece futbol vaktiyle Gary Lineker’in dediği gibi, 22 kişinin oynadığı ve sonunda Almanlar’ın kazandığı bir oyun olmaktan kurtuldu.