Şükür kavuşturana

Akşam, bir aksilik olmazsa, önce Sepetçi Kasrı'nda Sinatra şarkıları söyleyen Michael Bolton'u dinlemeye gitsem diyorum. Oradan da İstanbul Modern'de Blond Redhead'e geçerim. Evet, siz bu yazıyı okuduğunuzda...

Akşam, bir aksilik olmazsa, önce Sepetçi Kasrı'nda Sinatra şarkıları söyleyen Michael Bolton'u dinlemeye gitsem diyorum. Oradan da İstanbul Modern'de Blond Redhead'e geçerim. Evet, siz bu yazıyı okuduğunuzda, 14. İstanbul Caz Festivali açılışını Esma Sultan Yalısı'nda yapmış olacak. Program, Garanti Bankası genel müdürlük binasının 21. katındaki terasında yapılan bir basın partisiyle tanıtılmıştı. Bu da gayet uygun, çünkü Garanti Bankası bu yıl 10'uncu kez festivalin sponsoru oldu. Bu yılın bir başka özelliği, İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın 35'inci yılını kutlaması. Michael Bolton, Robert Plant, Brian Ferry, Robin Gibb (Bee Gees), Antony and the Johnsons konserleri de denk düşmüş.
Hazır yeri gelmişken, 'Bu ne biçim caz festivali?' şeklindeki sorulara peşinen cevap vermek istiyorum. Bu soru her yıl ortaya atılır, hatta bizim de 'Biraz daha caz olsa' diye ağladığımız yıllar olmuştur. Şöyle söyleyelim: 14. İstanbul Caz Festivali'nde, bütün mekânların ve konserlerin ortalamasını alacak olursak, yeterince caz var. İstanbul Jazz Center, Nardis, Türk ve yabancı cazcıları bir araya getiren European Jazz Club (Fransız Kültür avlusu) konserleri, hatta sokak konserleri ile Caz Vapuru (Algiers Brass Band), serapa caz. Genç Caz'ı da bu gruba koyabiliriz. Onun dışında, büyük mekânlardaki dikkat çeken konserlerde ise Wynton Marsalis With Jazz At Lincoln Center Orchestra, Joe Sample & Randy Crawford, Terence Blanchard (artı Spike Lee) var.
Gene de az mı? Peki, sevgili okurlar, o halde neden caza özellikle yaşına göre en fazla emek vermiş kişilerden Wynton Marsalis'in, mevcut en iyi caz band'lerinden biri olan Lincoln Center Orchestra ile Açıkhava'da vereceği konser, aynı mekândaki birtakım başka konserlerin yarısı kadar dolmuyor? Hatırlarsanız, efsanevi Ornette Coleman da o mekâna sadece 1500 kişi toplayabilmiş (davetiye dahil), onların bir kısmı da konser başlayınca çıkıp gitmişti. Gene de 'hip-hop' Branford Marsalis ve 'unplugged' John McLaughlin konserleri kadar berbat sayılmaz. Onlarda resmen Açıkhava'nın yarısı boşalmıştı. Birinci sınıf cazcıların, orada kaç kişi varsa onlar tarafından büyük bir zevkle izlenen konserleri de, 'Açıkhava'da kimsenin gelmediği efsanevi cazcı konseri' unvanına layık hale geldi. Ben bir zamanlar İstanbul'da 800 has caz dinleyicisi olduğunu düşünürdüm. Çünkü yıllar önceki bir festivalde Ron Carter, Geri Allen ve, sanıyorum Lenny White konserinde Açıkhava'da 800 kişi vardı (350 kişilik McCoy Tyner konserini şimdilik unutalım). Bir ara bu sayının 1500 civarına çıktığını düşünüyordum ama, ne yazık ki festival seyircisi ile caz seyircisi sayıları bir paralellik izlemiyor.
Rock sevenlere sözümüzyok, ben de çok severim. Ama Fransız Kültürü de ihmal etmemeye çalışacağım. O güzelim avluda, serin serin, gölgeler altında (diye hayal ediyorum) caz dinlemek fikri aklımı çeliyor. Avrupalı
cazcılarla desteklenmiş Sibel Köse, Önder Focan, hele Selçuk Sun ve South Maxico.
Sonra Nardis'te, Sarp Maden, Burak Bedikyan ve Özge Pınar (Beatles Jazz), Selim Benba... İstanbul Jazz Center ise Mike Mainieri & Steps Ahead, Freddy Cole ve Mike Stern var. Ama diyoruz ki ille de (Spike Lee filmlerinde bölümler gösterirken onun filmlerinin müziğini çalacak olan Terence Blanchard Quintet artı Patti Austin ile Bilal & Hil St Soul'u kaçırmayın. Bir de Wynton Marsalis'i. Biraz fazla gelenekçi olabilir ama dünyanın en iyi cazcılarından biri olduğu kesin...