Tek silahın, samimiyetindi

Sen bir masal kahramanıydın. Haksızlık olarak gördüğü her şeye karşı çıkan, ama kimsenin hakkını yemeyen, fikrini beyan ederken sadece karşılıklı anlayışı, kardeşliği hedefleyen bir masal kahramanı.

Sen bir masal kahramanıydın. Haksızlık olarak gördüğü her şeye karşı çıkan, ama kimsenin hakkını yemeyen, fikrini beyan ederken sadece karşılıklı anlayışı, kardeşliği hedefleyen bir masal kahramanı. Şöyle bir bakıyorum da çocukluğun, gençliğin, yetişkinliğin bir Kemalettin Tuğcu kahramanı gibi geçmiş. Ama biliriz ki bu kahramanlar hainlere de, talihsizliğe de galebe çalar, sonunda zafere ulaşırlar. Senin için ise hem öyle oldu, hem olmadı, Hrant. Sonuna kadar doğru bildiğinde direndin, ama bu uğurda canını verdin. Sonunda da, bir efsane kahramanı oldun.
'Ağavnin zargin' güvercini vurdular. Şimdi herkes 'güvercin tedirginliği' yazını okuyor. Keşke yazdıklarını daha önceden okusalarmış.
Gerçi okuyanın da vardı ama, keşke sayıları daha çok olsaymış. Senin
Agos'un, 1800 tirajla başlayıp 6 bine çıkan, Ermeniler kadar Türklerin de okuduğu AGOS, sadece Ermeni sorunlarıyla ilgilenen bir gazete değildi, Türkiye'nin demokratikleşmesinin de bir parçasıydı. Böyle olmasını istedin. Bundan sonra da öyle olacak, senin hatıranı da yaşatacak.
Orada, AGOS'un önünde, arkadaşların başında ağlarken bile herkesten tecrit olmuş şekilde yatışın içimi parçaladı. Kimsesiz bir çocuk gibi.
Ama sen zaten kimsesiz bir çocuktun, Terzi Haşim diye bilinen Serkis ile Gülvart'ın oğlu. Annenin adı, senin hedefin gibiydi: İki kere gül, hem Ermenice, hem Türkçe.
İki kardeşinle birlikte, 'ortada kalma'nın ne olduğunu öğrendin. Üstelik de, Gürün'de değil, yaban ellerde, İstanbul'da. Gedikpaşa'daki Ermeni yetimhanesine gittiniz. 10 yılın yetimhanelerde geçti. Sup Harç Ermeni Lisesi'nden son sınıfta, solculuktan atıldın. Sence yetimhane yılların karakterini güçlendirmişti. Eşin Rakel'i de orada tanımıştın.
Hep hedef oldun, sireli yeğpayris. Hep 'inanılmaz derecede masum'. Gördüğüm en cesur insanlardan biriydin. Solcuydun ama, 'silahla külahla ve şiddetle' aran iyi olmadı hiç. Azınlık olduğunu Denizli piyade alayında hissettin. Tuzla Ermeni Çocuk Kampı'na onca yıllık emeğin ardından el konunca bağrın yandı. Ama sinmedin, ezilmedin, hoyratlaşmadın da. "Kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır," dedin. Resmi görüşlerin hiçbiri seni sevmedi, ama sen kendi görüşünü her fırsatta dile getirdin.
İnternette bir sitede şimdi kim öldürülsün diye anket hazırlamışlar. İçlerinde Orhan Pamuk ve Osman Baydemir'in vb. isimleri var. Senin için neler diyorlar o sitelerde, iyi ki görmedin, duymadın. Gerçi sana gelen e-postalarda, mahkeme kapısındaki linççi Kerinçsiz güruhunun ışık görmemiş yüzlerinde aynı şeyleri okumuşsundur. Seni asıl mahveden de buydu zaten. O insanların senden nefret etmesi. Türkiye'yi hep savunmuş, bu yüzden diasporayı bile karşısına almış bir 'Türkiyeli Ermeni' olarak, seni en fazla anlaşılmamak üzdü. Kırıldın, isyan ettin, seni 'Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç'ten söz ettin. O derin güç, senin de canını aldı.
Ailen bir açıklama yaptı, Hrant. Törenlerde senin arzun üzerine slogan atılmamasını, pankart açılmamasını, gösteri ortamı yaratılmamasını rica ettiler. Bakalım istediğin gibi 'vakur' bir cenaze törenin olacak mı? Bari şimdi, dileriz ki, her şey senin istediğin gibi olsun. Tepkisini göstermek isteyenler, Düşünce Suçuna Karşı Girişim'in çağrısına katılıp senin ruhunu şad etsin.
Dün gece sana bir 'Bar Bar Genem' ninnisi yolladım, geldi mi? Bir Anadolu ninnisi, senin topraklarının ninnisi. Seni kanatlarında,
içinde hep var olmuş ışığın muadiline taşısın diye. Güle güle git, kardeşim. Yıldırım'ın dediği gibi, o kocaman sarılışın, o aydınlık gülüşün dostlarına hatıra olsun, bizatihi varlıklarıyla kâbus olanlara da hep onları saracak bir kâbus...