Will'in bıçağı

Kendi işlerim hakkında yazı yazmama ilkesini bir iki kez, sanırım Harry için, bozmuştum.

Kendi işlerim hakkında yazı yazmama ilkesini bir iki kez, sanırım Harry için, bozmuştum. Bir de Manguel için, galiba. Şimdi, özür dileyerek, bir kez daha bozmak zorundayım. Evet, gerçi herkesin bilir-bilmez saldırdığı Philip Pullman'ı korumak bana düşmez ama, fantazyanın en büyük kitaplarından biri saydığım bir kitabı, ve Ged'le birlikte (gene bence) en iyi yaratılmış kahramanını da öksüz bırakamam. 'Keskin Bıçak/Subtle Knife'tan söz ediyorum.
Harry Potter dizisinde en çok Sirius Black ile Remus Lupin'i sevmiş bir sapkın kişi olarak, Karanlık Cevher Dizisi'nde de (en çok) Lyra'yı değil, ikinci kitap olan 'Keskin Bıçak'ta ortaya çıkan Will'i ve zırhlı ayı İorek Brynisson'u seviyorum. İkincisi 'The Golden Compass / Altın Pusula'da da, biraz fazlaca dijital olmakla birlikte iyiydi, Sir Ian McKellen'ın sesiyle de büsbütün heybet kazanıyordu.
Will'e gelince, onu filmde görmediniz çünkü Will Parry ilk kitap 'Altın Pusula'da (ya da 'The Northern Lights / Kuzey Işıkları') değil, ikinci kitap 'Keskin Bıçak'ta ortaya çıkıyor. Aklı bir gelip bir giden annesine bakan, ciddi, yaşına göre çok olgun bir oğlancık. Annesine göz kulak olmak zorunda, çünkü 'onlar', annesinin arada bir tuhaflaştığını fark ederse alıp bir yere kapatırlar diye endişeleniyor. 'Onlar'ın ise, parkta annesiyle alay eden çocuklardan, son zamanlarda peydahlanan ve garip sorular, özellikle de yıllar önce, Kuzey'deki bir keşif seferi sırasında kaybolmuş kâşif babasına ilişkin sorular soran yabancılara kadar uzanan geniş bir yelpazesi var.
Will, Tayflar'ın yetişkin ruhu emerek beslendiği Cittagazze'ye tesadüfen 'havada' bulduğu bir pencere sayesinde geçiyor, Lyra ile karşılaşıyor. Kendi Oxford'u ile, bu sahipsiz şehir arasında gidip gelmeye başlıyor. 'Kendi' Oxford'u, çünkü burası Lyra'nın 'Altın Pusula'nın başında yaşadığı, Edward devri İngiltere'sinden çıkmışa benzeyen, bildiğimiz Oxford'a hem benzeyen, hem de benzemeyen Oxford değil; bildiğimiz Oxford. Yani, üç evren söz konusu: Lyra'nın Oxford'unun olduğu evren, Will'in Oxford'unun evreni ve Citt·gazze'nin evreni. Birinci kitabın sonunda ikinci bir evrene açılan Karanlık Cevherler Üçlemesi, ikinci kitapla birlikte bir evren zenginliğine kavuşuyor. Zaten bence bu üçlemeyi en ilginç kılan özelliklerinden biri, insanların hayvanlar suretinde özgür olarak dolaşan ruhları, yani 'cin/daemon'larsa, ikincisi de paralel evrenlerin çok inanılır hale getirilmiş olması. Hele, günlük hayatımız sırasında farkına varmadan temas ettiğimiz milyonlarca evrenin varlığından söz edilmesi, işe büsbütün çeşni katıyor.
İkinci kitaba adını veren bıçak ise, Will'in sahip olduğu ve evrenler arasında pencereler açabilecek kadar keskin olan bıçak. Will sonra bu pencereleri de kapatıyor ki istenmeyen yaratıklar onları izlemesin. Lyra ile ikisi, bir yalancı ile hiç yalan söylemeyen bir çocuk, aradıkları kişileri bulmak için yola koyuluyorlar.
Lyra, amcası Lord Asriel'i, Toz'un varlığını açıklayan ve evrenden evrene misafir gitme işini başlatan şahsı arıyor. Will ise, kurtarmak, yardımcı olmak istediği babası John Parry'nin peşinde.
Bu arada, peşine takılan iki karanlık adamdan birini kazayla öldürmüş, onun için de kendi dünyasında kalamıyor.
Gene de Lyra ile kaçamaklar yapıyorlar, çünkü Lyra Toz hakkında bilgi edinmek için, buradaki bir laboratuvarda Gölgeler (ki aslında Toz'la aynı şey) araştırmalar yürüten bir bilimkadınından medet umuyor. Will ise, babasının mektuplarını okuyunca onun da pencere meselesini bildiğini ve başka bir evrene geçmek istediğini öğreniyor. Yanlarında Lyra'nın cini Pantalaimon ve 'hakikat-ölçer'i aletiyometre de var, elbette.
Harry kitapları için de bunu çok söylemiştik, Pullman'ınkiler için altını iki kere çizerek söylüyoruz: hem çocuklara, hem büyüklere hitap ediyorlar. Çocukların bir ateistten etkilenmeleri meselesine gelince, merak etmeyin. C.S.Lewis'i okuyunca koyu Hıristiyan kesilmediklerine göre, böyle bir tehlike yok. Philip Pullman'ın kilisesi, yaratıcılık ile özgürlük düşmanı, tam bir engizisyon devri Katolik kilisesi. Böyle bir kiliseyi savunana şaşarım!