Yürek hasetle titrer

Dünyada neler oluyor. Başka ülkelerde demek istiyorum. Ülke, İngiltere. Mesele de, Royal Shakespeare Company (RSC), yani Kraliyet Shakespeare Kumpanyası'nın Londra'daki mekânı Barbican Center'ı terk etmesi.

Dünyada neler oluyor. Başka ülkelerde demek istiyorum. Ülke, İngiltere. Mesele de, Royal Shakespeare Company (RSC), yani Kraliyet Shakespeare Kumpanyası'nın Londra'daki mekânı Barbican Center'ı terk etmesi. Sanat yönetmeni Adrian Noble, daha büyük yıldızları kendilerine çekmek ve West End'de daha çok oyun sunmak şeklindeki niyetlerini geçen hafta açıkladı.
Böyle bakınca, insana itici geliyor biraz. Sen koskoca Shakespeare'in adını al, ondan sonra da çık, yıldızlardan söz et. Sırf RSC için yapılmış, 1100 kişilik Barbican salonunu da öksüz bırak, olur mu canım? Ne var ki, adı geçen yıldızlar, RSC'nin teklifini kabul ettiklerini bildiren Kenneth Branagh ile Ralph Fiennes. Ki, ikisi de, o kuruluşun bağrından yetişmiş aktörlerdir. John Gielgud, Laurence Olivier, Judi Dench, Ian McKellen, Vanessa Redgrave, Ben Kingsley, Branagh ve Fiennes'in de aralarında bulunduğu seçkin isimlere beşiklik etmiş kuruluş, artık oyuncularıyla kısa süreli kontratlar yapacak. Noble, repertuvar oyuncularına 1.5-2 yıllık kontrat şartı koşmayacaklarını söyledi.
Anlaşıldığı kadarıyla bu sistem, oyuncu bulmalarını güçleştiriyormuş. Genç oyuncular bile kendilerini bu kadar uzun süreyle bağlamak istemiyormuş. Çünkü dublaj yapamıyor, sinema ya da TV'de çalışamıyorlarmış (ki, üçü de daha fazla para getiriyor). Ayrıca şimdiki sisteme göre oyunların açılışının Stratfordon-Avon'daki RSC merkezinde yapılıp oradan Newcastle'a geçmesi, Londra'ya ondan sonra gelmesi, oyuncuların Londra'dan, kasting ajansları ve iş fırsatlarından aylarca uzak kalmasına yol açıyormuş. Yeni sistemde RSC'nin daha karmaşık, daha esnek bir oyun takvimi olacak. RSC'ye bağlı birçok küçük oluşum, yıl boyunca farklı yerlerde oyun açılışları yapacak. ABD'deki etkinliklerini de artıracaklar. Zaten Michigan Üniversitesi ile de milyonlarca dolarlık, beş yıllık bir ortaklık anlaşması yapmak üzereler.
RSC'nin 1982'den beri Londra'daki evi olan Barbican merkezinin yöneticileri de pek üzülmüş görünmüyor. Merkezin yöneticisi John Tusa, bu açıklamanın morallerini bozmadığını söylüyor. Hem RSC kimi oyunlarını gene orada sahneleyecekmiş, hem de böylece ellerine daha çok fırsat geçecekmiş. "Burası, Londra'nın uluslararası tiyatro için en uygun mekânı. Eminim ki çok heyecanlı bazı yapımların sahnelendiğini göreceğiz." Öte yandan RSC de Stratford'da seçkin genç oyuncular için yeni bir akademi açmayı düşünüyor. Buradaki tesislerini de büyük ölçüde yenileyeceklermiş. Stratford Sanat Konseyi, RSC'nin de eşit miktarda para koyması kaydıyla, bu proje için şimdiden 71.1 milyon dolar ayırmış.
Allah versin. Neyse ki, biz tırnaklarımızı yerken, bu durumdan memnun olmayanlar da var. TV ve tiyatro çalışanlarını temsil eden Bectu sendikası genel sekreteri Gerry Morrissey, yaklaşık 150 kişinin işine mal olacak bu değişiklikleri 'kültürel vandalizm' olarak nitelendirdi. Noble'a göre ise büyük sanat kurumlarını taze tutmak, geleceğe uyum sağlamak için zaman zaman kalıbı kırmak, sanatçılara yenilik yapma şansı tanımak gerekiyor. Peki üstat,
aslında bir 'ticaret ve şöhret' kokusu alıyoruz ama, olsun. Tiyatronun bunca önemli bir sanat kurumu olduğu bir ülkede yaşamak hoştur herhalde. Bu da bir haset yazısı. Yoksa hasret mi desek?