3 çocuk, kürtaj ve yaşlanan nüfus

Türkiye'de 2030'a doğru çalışabilir nüfusun payındaki artış duracak ve yaşlanan nüfus semptomları ortaya çıkacak.

Başbakan “Bize 3 çocuk gerekiyor” dediğinde arkasından politika önerilerinin gelmesini bekledim. Başbakan istedi diye kadınlarımızın doğurganlık davranışlarını değiştirecek halleri yok. Ama Başbakan politika önerisi yerine çağrısını tekrarlamayı tercih etti. Ta ki kürtaj bombasını patlatana kadar. Kürtajın ahlak ve özgürlük boyutları bir yana, doğurganlık üzerinde etkili olabilmesi çok düşük ihtimal. Ama sanırım nüfus tartışmasını ciddiye almanın zamanı geldi.
Yaşlanan nüfus, insanlığın geçmişinde tecrübe etmediği bir olgu. İnsanlık tarihinde nüfus dinamiklerinin, büyük değişimlerin ortaya çıkmasında kritik rol oynadığını biliyoruz. Geçenlerde Washington’da Natural History müzesini gezerken buzulçağının başlangıcında türümüz Homo Sapiens’in nüfusunun bir ara tüm yerkürede on bine düştüğünü hayretle öğrendim. Homo Sapiens yaratıcılığı sayesinde vartayı atlatmış. Diğer insan türü Neanderthal’in ise yok olduğunu biliyoruz. Daha yakına gelecek olursak, ortaçağda nüfus patlamasının Avrupa’da feodalizmi güçlendirdiğini, Haçlı Seferleri’ne zemin yarattığını, 13. yüzyılın sonunda ise yeterince beslenemeyen kuşakların 14. yüzyılın başında ‘Kara Veba’nın yıkıcı etkisine maruz kaldıklarını, ortaya çıkan nüfus seyrekliğinin de feodalizmin çözülme sürecini başlattığını biliyoruz. 

Yaşlanan nüfus
Tarımda teknolojik devrim, insanlığı Malthus’yen cendereden, diğer ifadeyle kıtlıktan kurtardı. Modern toplumda çocuğun aileye net maliyeti tarım toplumuna kıyasla muazzam ölçüde arttı. Buna bir de sürekli gelişen tıbbın insan ömrünü uzatması eklenince, ‘yaşlanan nüfus’ ciddi bir sorun olarak ortaya çıktı. İlk aşamada her şey yolunda gitti. Çalışabilir nüfusun payının sürekli artması, bu nüfusun büyük bölümünü çalıştırmayı, üstelik verimli çalıştırmayı beceren toplumların refahında sıçramalar yarattı. Ama ikinci aşamada, emekli nüfusun giderek artan payına paralel olarak refah düzeyinin nasıl korunacağı büyük baş ağrısı olarak gündemde. Azalan çocuk nüfusunun büyümeyi olumsuz etkilemeye başlaması da cabası.
Türkiye geriden gelerek ilk aşamanın sonuna yaklaşıyor. 2030’a doğru çalışabilir nüfusun payındaki artış duracak ve yaşlanan nüfus semptomları ortaya çıkacak. Bu arada, kadınların büyük bölümünün çalışma hayatının dışında kalması, yeterince teknolojik gelişme sağlayamamamız gibi nedenlerle çalışabilir nüfusumuzu gereken miktarda ve verimli şekilde çalıştırmayı başaramadan demografik geçiş fırsatını bir ölçüde kaçırmış olacağız. 

İki farklı strateji
Başbakan’ın nüfus sorununu gündeme getirmesinin arka planında böyle bir stratejik bakış olabilir. Endişe meşrudur. Ancak sorunu ve muhtemel çözümlerini bilimsel bir zeminde tartıştığımızı söylemek zor. Yaşlanan nüfusa sahip ülkeler doğurganlığı arttırmanın peşinde değiller. Doğurganlığı belirleyen maddi ve manevi normları değiştirmeye çalışmanın beyhude olduğunu düşünüyorlar. Bunun yerine yeni göç politikası, daha fazla verimlilik ve daha fazla kuşaklar arası dayanışma ile sorunu göğüsleyebileceklerini umuyorlar. Başarının elbette garantisi yok.
Bizde ise hükümetin nasıl bir strateji peşinde olduğu belli değil. Gebeliği önleyici araçlar oldukça yaygınken kürtajı yasaklayarak doğurganlığın arttırılamayacağı aşikâr. Yasak, zenginlerin yurtdışına gitmesinden, yoksulların da kaçak kürtaja başvurmasından başka sonuç doğurmaz. Tutarlı olmak için gebeliği önleyici araçların da yasaklanması gerekir ki bu sadece karaborsa yaratır. Geriye teşvik kalıyor. Başbakan’dan 3. çocuğa 18 yaşına kadar çok yüksek tutarda parasal destek önermesini beklerdim. Ancak bu tür teşviklerin zenginlerin davranışını hiç, yoksullarınkini ise önemli ölçüde etkileyebileceğini biliyoruz. Tabii böyle bir politikanın artıları ile eksileri teraziye konduğunda ne sonuç çıkar, ayrı bir tartışma. Teşvik gündeme gelirse bakarız.