Avrupa ile fark kapanıyor

Türkiye'de kişi başına gelir 2005'te AB ortalamasının yüzde 43'üne karşılık gelirken 2011'de yüzde 52'sine karşılık geliyor.

Bugün günceli yakalamak adına Suriye ile yaşanan kriz bağlamında Türkiye’nin bölgesel güç iddiasına ilişkin görüşlerimi yazmam gerekirdi. Düşünmedim değil ama vazgeçtim. Yine de özetin özeti şöyle: Türkiye’nin kendisini ‘oyun kurucu’ bölgesel güç olarak görmesini erken bir iddia olarak görüyorum. Bu iddianın gerçek olması için dört konuda mesafe kaydetmeliyiz: 1) Demokratik rejimi sağlam temellere oturtacak yeni bir anayasa, 2) Kürt sorununu silahtan arındıracak bir strateji, 3) Sürdürülebilir bir cari açık temeline oturan yüzde 5 büyüme, 4) İleri ve bağımsız bir savunma sanayiinden destek alan güçlü bir ordu.
Bugün TÜİK’in pazartesi günü açıkladığı satın alma gücü paritesi (SGP) yöntemi ile hesaplanmış Avrupa kişi başına gelir rakamları üzerine yazmak istiyorum. Eurostat verileri Türkiye’yi de içerek şekilde 2005’ten itibaren mevcut. SGP ile yapılan karşılaştırmalar önemli çünkü Türk Lirası’ndaki aşırı değerlenme ya da aşırı değer kaybı durumlarında kişi başı gelirde ortaya çıkan oynaklıkları temizliyor. Dolar ya da euro ile doğrudan hesabın bir diğer sorunu da fiyat düzeylerinin ülkeden ülkeye fark etmesi sonucu refah düzeylerindeki kıyaslamaların zorlaşması. SGP bu farkları da dikkate alıyor. 

Başarılı performans
Tablo 1’de SGP temelinde euro cinsinden Türkiye kişi başına geliri 2005-2007-2011 yılları itibariyle seçilmiş AB ülkeleri ile karşılaştırılıyor. AB 27 ortalaması 22.500’den 25.115’e çıkarken Türkiye’ninki 9.700’den 13.172’ye yükseliyor. Böylece Türkiye’de kişi başına gelir 2005’te AB ortalamasının yüzde 43’üne karşılık gelirken 2011’de yüzde 52’sine karşılık geliyor. Altı yılda 9 puanlık bir fark kapama, ekonomik kalkınma bağlamında büyük başarı. Bu performans 2023’e kadar sürdürülebilse Türkiye’nin kişi başına geliri AB ortalamasının yüzde 70’ine ulaşır. Bu gelir düzeyinde Türkiye’nin AB üyeliği de çok farklı algılanacaktır.
Bu mümkün mü? Önce 9 puanlık sıçramanın bir bölümünün Avrupa’nın 2007’den sonra yerinde saymasından kaynaklandığını belirteyim. Kişi başına ortalama gelir kriz öncesinde 25.000 euro, geçen yıl ise 25.115 euro. Bundan sonra da Avrupa yerinde saymaya devam eder mi? Durgunluğun 1-2 yıl daha devam etmesi çok muhtemel. Ondan sonra da yaşlanmanın ve yapısal sorunların etkisiyle yavaş büyüme yüksek ihtimal. Ama sonucu esas olarak Türkiye’nin performansı belirleyecek. Geçen altı yılda yüksek büyüme, iç talepteki yüksek artışların eseriydi. Bundan böyle yüksek büyüme yaşanmayacak çünkü cari açık ve özel dış borç sürdürülebilir sınırlara ulaştı. Daha dengeli bir büyüme ise kaçınılmaz olarak daha düşük olacak.
Tabloya Almanya ile borç kriziyle boğuşan ülkeleri özellikle koydum. Almanya 2005’te AB ortalamasından yüzde 16 daha yüksek gelire sahip olurken 2011’de bu yüzde 20’ye çıkıyor. Buna karşılık krizdeki 4 ülkede kişi başına gelir 2007’den sonra düşüyor. En büyük kayıp Yunanistan’da değil İrlanda’da. İrlanda’da yüzde 14, Yunanistan’da yüzde 8 kadar kayıp var. Bu aslında çok şaşırtıcı değil. İrlanda’dan söz edilmiyor ama çok ağır bir kemer sıkma programını gürültüsüz patırtısız uyguladı. Şu sıralar dip yapmış görünüyor. Yunanistan’ın ise düşüş yönünde daha alacağı epey yol var. AB’ye en son katılan iki Balkan komşumuzun yakınsama performansları ilginç. Bulgaristan hemen hemen Türkiye kadar açık kapatmış; kişi başına geliri AB ortalamasının yüzde 36,4’ten yüzde 44,7’sine yükselmiş. Demek ki AB üyeliği otomatik olarak mucize yaratmıyor. Romanya daha başarılı: Yüzde 35,1’den yüzde 49’a yükseliyor. Ama hâlâ Türkiye’nin gerisinde.