Avrupa'nın çıkmazı

Avrupa Para Birliği daha dar ve türdeş temelde, AB ise daha gevşek temelde yeniden tasarlanmak zorunda.

Avrupa’da kartlar yeniden karılıyor. Yaşlı kıtada tarih hızlandı. Yunanlı seçmen çoğunlukla kemer sıkmayı ve reformları reddetti ama işin içinden nasıl çıkacağını da ortaya koyamadı. Fransa’da Sarkozy’nin yerine, “Kemer sıkalım ama büyümenin de yolunu bulalım” diyen Hollande geldi. Almanya’nın en büyük eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya’da Sosyal Demokratlar ve Yeşiller Merkel’in partisi Hıristiyan Demokratları hezimete uğrattı. Kırmızı-Yeşil ittifak Avrupa’da daha fazla dayanışma istiyor. Krizin köpürttüğü borç sorununa salt bütçe disiplini ile çözüm bulunamayacağı hissediliyor ama tutarlı bir alternatif de temayüz etmiyor. Avrupa yapısal ayrışmanın harekete geçirdiği merkezkaç kuvvetleriyle nasıl baş edeceğini bilemiyor. 

Serseri mayın Yunanistan
Bu satırların yazıldığı sırada Yunan Cumhurbaşkanı son bir çabayla teknokrat bir hükümete destek için tüm partilerle ortak bir toplantı yapmaya hazırlanıyordu. Bu formülü seçimlerin yenilenmesinden korkan partiler destekleyebilir. Ama siyasal iradesi son derece zayıf bir teknokratlar hükümetinin kemer sıkma ve can yakıcı reformlara devam etme gücünü bulabilmesi olanaksız. Sadece biraz zaman kazanılabilir.
Yunanistan serseri mayın gibi. Yunan halkı çözümün ücretlerin düşürülmesinde ve sosyal hakların geriletilmesinde olduğunu kabul etmiyor. Yunanlıların önemli bir bölümü bu duruma Almanların komplosu sonucu düştüklerine inanıyor. Borçların çok büyük bölümünün silinebileceği, faturanın da tüm Avrupa tarafından ödenmesi gerektiği görüşündeler. Çünkü bu borcun sorumlularının soyguncu Yunanlılar ile sahtekâr politikacılar olduğunu düşünüyorlar ve Brüksel’i suçluyorlar. Yunanistan ile Kuzey Avrupa arasındaki verimlilik farkının büyük ölçüde arttığını, sorunun bütçe açığı ve borçtan ibaret olmayıp sürdürülemez hale gelen cari açığa da çare gerektiğini görmek istemiyorlar. Hem düşen ücretlerin yeniden yükseltilmesini istiyorlar hem de eurodan vazgeçmek istemiyorlar. 

Güney-Kuzey kavgası
Yunanistan istemediği sürece eurodan çıkartılması olanaksız. Üstelik iflas sonucu plansız bir şekilde çıkmak zorunda kalırsa bunun euroda büyük bir çöküşe yol açabileceği korkusuyla Avrupalı yöneticiler Yunanistan’ı euroda tutmak için çırpınıyorlar. Ama aynı zamanda istikrar programına da tümüyle sadık kalmasını istiyorlar. İstediğin kadar iste, Yunanlılar “Oxi” diyorlarsa ne yapacaksın? Çaresiz başka yollar aramak zorundasın.
İki temel soruna iki farklı çözüm dillendiriliyor: Borç sorununa çare olarak mali disiplin ile büyüme arasında denge kurulması öneriliyor. Maliye politikası fazla sıkıştırılınca milli gelir küçülüyor. Bu durumda borçları kontrol altına alabilmek için kemerleri birkaç delik daha sıkmak gerekiyor. Gerekiyor ama bunu işsizlikten bunalan halka anlatmak daha da zorlaşıyor. Onlar da tepkilerini seçim sandığında ortaya koyuyor. Kemer sıkma ile büyüme arasında altın bir denge aranıyor. Şimdilik öne çıkan iki somut öneri Avrupa Yatırım Bankası’na 200 milyar euro aktarıp Güney’de yatırım yapmak, bir de AB yapısal fonlarını reformlarda kaybedeceklere sus payı olarak dağıtmak. Bunların derde deva olacağını sanmıyorum.
Rekabet ayrışması ve bunun sonucu olan cari açıklar-cari fazlalar sorununa gelince... Aslında iki farklı çözüm öneriliyor. Güney, Kuzey’e, “Sen bize benze, ücretleri arttır, daha az çalış, enflasyonunu ortalamanın üzerine çıkar, aramızdaki rekabet uçurumunu böyle kapatalım” diyor. Kuzey ise Güney’e, Alman Maliye bakanı Schauble’nin söylediği gibi, “İyi de o zaman bizim uluslararası piyasadaki rekabet gücümüz nice olacak, sen bize benze, ücret düzeyini verimlilik düzeyine uydur” diyor.
İki yıldır aynı şeyi söyleyip duruyorum: Bunlar çıkar yol değil. Avrupa Para Birliği daha dar ve türdeş temelde, AB ise daha gevşek temelde yeniden tasarlanmak zorunda.