Büyük tartışma

İşin içine giderek daha fazla siyaset ve çıkar girmeye başladı. Bu, hem üzücü hem de tehlikeli.

Merkez Bankası’nın ‘yeni’ para politikası üzerine aylardır süregiden tartışma iyice alevlendi. Başkan Erdem Başçı çıtayı bir kademe yükselterek bu yıl ‘TL’nin doları alt edeceğini’ iddia etti. Merkez Bankası’nın politikalarına karşı çıkanların eleştiri dozu da arttı. Eleştiriler felaket kehanetlerine, hatta küçümsemeye ve alaya doğru kaydı. Tartışmanın sertleşmesinin salt makro ekonomik teori ve pratiğin içinde kalan görüş ayrılıklarından kaynaklandığını söylemek zor. İşin içine giderek daha fazla siyaset ve çıkar girmeye başladı. Bu hem üzücü hem de tehlikeli.
Merkez Bankası’nın standart enflasyon hedeflemesi uygulamasının dışına çıkması iktisatçıları iki cepheye böldü. Bir tarafta Merkez Bankası’nın politika araçlarını çeşitlendirmesini ve ‘örtük’ bir kur aralığı hedeflemesini haklı bulanlar, karşı tarafta da bu yaklaşımın sonunun kötü biteceğini savunanlar. Ben Merkez Bankası’nı destekleyen cephede yer alıyorum. Karşı tarafın eleştirilerinde tartışmaya değer yönler var. Ama yine de sadece politika faizini (TCMB’nin bir haftalık repo faizi) kullanarak hem enflasyonla hem de cari açıkla nasıl mücadele edileceğini, kur ve kredide yaşanan aşırı salınımlarla finansal istikrarın nasıl güvence altına alınacağını kestiremiyorum. 

Standart yaklaşım naif kaldı
Standart enflasyon hedeflemesi rejiminde Merkez Bankası kura müdahale etmez. Politika faizini kullanarak, piyasa faiz düzeyini etkileyerek ekonominin fazla dalgalanmasına izin vermeden enflasyonu yüzde 2 civarında tutmaya çalışır. Teoriye göre fiyat istikrarı -ki bu, kur istikrarını da öngörür (kur bir miktar dalgalansa bile enflasyon üzerinde fazla etkili olmaz, olduğu kadarı da faiz politikası ile telafi edilir)- ekonominin potansiyel büyümesi civarında yol almasını sağlar.
Gerek Türkiye’nin gerek diğer gelişmekte olan ülkelerin hatta gelişmiş ülkelerin deneyimleri (son örnek İsviçre), bu çerçevenin naif kaldığını gösterdi. Bir kere enflasyonun, dolayısıyla da nominal faizlerin yüksek olması nedeniyle kurdaki değişimler sıcak para hareketleri nedeniyle çok şiddetli olabiliyor. Bu aşırı oynaklık da enflasyon üzerinde fazlasıyla etkili oluyor. Yerli para aşırı değerli ve aşırı değersiz dönemler arasında gidip geliyor. Bu salınımların neden olduğu büyüme kayıpları da standart yaklaşımın ekstra faturası oluyor. 

Üç temel sorun
Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu meydan okuma üç temel sorundan oluşuyor: Yüksek enflasyon, tasarruf açığı ve sanayide rekabet zafiyeti. Merkez Bankası’nın esas görevi, enflasyon düzeyini gelişmiş ülkelerinkine yaklaştırmak. Bu düzey şimdilik yüzde 5 olarak kabul ediliyor. Enflasyon ise yüzde 10 düzeyinde ve ciddi katılıklara sahip. Faize abanırsanız sermaye girişleri TL’yi aşırı değerlendirecek. Bu elbette enflasyonu aşağıya çeker ama büyümeyi de ilk başta dopingledikten sonra çökertir. TL’nin aşırı değerlenmesi rekabet zafiyetini iyice arttıracaktır. Tasarruflar üzerinde ise nihai etki belirsiz olacaktır. Hane halkı kesiminin tasarrufları artabilir ama firmalarınki düşecektir.
Hadi enflasyon bu yolla düşürüldü diyelim. Ancak elde edilen zaferin bir çeşit ‘Pirus Zaferi’ olma ihtimali yüksektir: Büyüme ne kadar düşecek, işsizlik ne kadar yükselecek? Sanayide kalıcı tahribat ne düzeyde olacak? Banka sisteminde ne kadar hasar olacak? Bu sorulara standart enflasyon hedeflemesi çerçevesinde ikna edici yanıtlar olduğu kanaatinde değilim. Merkez Bankası politikasına karşı çıkan meslektaşların bu sorulara hangi yanıtları verdiklerini merak ediyorum.