Büyüme-istihdam paradoksu

Birkaç dönem içinde düşük büyümenin istihdama yansıması gerekiyor. Teoriye göre... Ya da TÜİK hizmet katma değerini iyi ölçemiyor. Yani büyüme daha yüksek

Bir hafta önce TÜİK ikinci çeyrek GSYH rakamlarını yayımladı. Yıllık büyüme oranı yüzde 2,9 çıktı. Birinci çeyrekte de büyüme yüzde 3,2 idi. Bu rakamlar Türkiye ekonomisinin düşük büyüme patikasına saptığının açık kanıtları. Hafta başında ise haziran dönemi işgücü piyasası rakamları yayımlandı. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 9 civarında seyrederken yüzde 8,9’a düştü. Betam’ın tarım dışı işsizlik tahmini de aynı yönde: Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 11,2’den 11’e geriledi.

“İyi işte, daha ne istiyorsun?” diyebilirsiniz. İyi de bu işte bir tuhaflık var. Büyüme ile istihdam artışı arasında ‘büyüme-istihdam esnekliği’ denilen bir ilişki vardır. Bir yüzde puanlık büyümenin istihdamda kaç puanlık artışa neden olduğunu ölçer. Bu ilişki kısa dönemde fazlasıyla oynak olabilir. Uzun dönemde de büyümenin yapısal özelliklerindeki değişimlere bağlı olarak önemli değişiklik gösterebilir. Ama orta vadede fazla oynak olmaması gerekir. Oysa son üç çeyrektir yıllık büyüme ile istihdam artışı arasında mantıklı bir ilişkinin kalmadığını gözlemliyoruz.

Ortalama verimlilik azalmış

Tabloda görüldüğü gibi yıllık tarım dışı istihdam artışı son üç çeyrektir GSYH artışının üzerinde seyrediyor. Büyüme-istihdam esnekliği de haliyle 1’in bayağı üzerinde çıkıyor. Üç çeyrek üst üste istihdamın büyümeden daha fazla artması normal değil. Bu anormallik, GSYH’nin küçüldüğü kriz dönemi hariç 2005’ten bu yana ilk kez gözlemleniyor. Bunun anlamı, 9 ay boyunca tarım dışı genelinde ortalama verimliliğin düştüğüdür; kulağa hiç de hoş gelmiyor.

Bu paradoksu nasıl açıklayabiliriz? Birkaç varsayım öne sürülebilir. TÜİK son birkaç dönemdir istihdamı iyi ölçemiyor olabilir. Doğrusu bana göre bu oldukça düşük bir ihtimal. Böyle olsa bile çok yakında rakamlarda çok sert bir düzeltme olacak demektir. Daha mantıklı bir varsayım, bazı istihdam türlerinde geçici olarak çok yüksek artışların gerçekleşmesidir. Bu bakımdan tarım dışını oluşturan sektörlere yakından bakmakta yarar var. Hemen belirteyim; inşaatta istihdam artışları aşırı yüksek ama bu sektörün payı düşük olduğundan toplam istihdam artışı üzerindeki etkisi sınırlı. İnşaatı bir başka sefere bırakıp sanayi ve hizmetler üzerine odaklanalım.

Anormallik hizmetlerde
Tabloda görüldüğü gibi sanayide büyüme-istihdam ilişkisinde bir anormallik yok. Son üç çeyrekte sanayide yıllık GSYH artışı yüzde 5,8 ile 3,1 arasında, buna karşılık sanayi istihdam artışı da yüzde 0,7 ile -0,4 arasında değişmiş. Büyüme-istihdam esnekliği sanayide ortalama 0,15 gibi oldukça düşük bir rakam. Sanayide büyümeyi verimlilik artışları taşımış. Bu iyi haber; çünkü rekabet gücümüz artmış demektir. Hizmetlerde ise durum tam tersi. Bu sektörde son üç çeyrekte GSYH ortalama yüzde 4,1 artarken istihdam ortalama yüzde 6,8 artmış.

Demek ki anormallik hizmetlerden kaynaklanıyor. Kamu istihdamı aşırı arttırmış olabilir mi? Rakamlar bunu doğrulamıyor. Kestirmeden gideyim; son 9 ayda bir önceki yıla kıyasla ortalama kamu çalışanı sayısı 3 milyon 39 binden 3 milyon 123 bine 84 bin kişi artmış. İstihdam miktarı 12 milyonu geçen hizmet sektörü için bu çok düşük bir rakam. Peki, hizmetlerin alt sektörlerinde aşırı istihdam artışları var mı? Evet, var. Yersizlikten rakamları veremiyorum ama şu kadarını belirteyim; eğitim, sağlık, idari destek (içinde bol miktarda güvenlikçi var), mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler, gayrimenkul faaliyetleri sektörlerinde çok yüksek istihdam artışları söz konusu. Bu artışların sürekli olacağını sanmıyorum. Birkaç dönem içinde düşük büyümenin istihdama yansıması gerekiyor. Teoriye göre... Ya da TÜİK hizmet katma değerini iyi ölçemiyor. Yani büyüme daha yüksek.