Daron Acemoğlu biraz geriden izliyor

Acemoğlu "Balon ekonomisine giriyoruz" diyor. Gerçek faizlerin aşırı düşüklüğünden dem vuruyor. Bu saptamalar bir yıl öncesine kadar geçerliydi.

Bu hafta polemik damarım tuttu. İki seçeneğim vardı: Orhan Pamuk’un Türk burjuvazisine yüklenmesi, bir de Massachusets Institute of Technology’den Türkiyeli iktisatçı Daron Acemoğlu’nun Türkiye ekonomisi değerlendirmeleri. Bu köşede ekonomi yazma alışkanlığımdan olsa gerek Orhan Pamuk’u Today’s Zaman’a bıraktım.
Eğer iki haftada bir perşembe sabahları Açık Radyo’da Ömer Madra ile ‘Ekonomik Gidişat’ üzerine sohbet yapıyor olmasaydım Daron Acemoğlu’nun Agos’ta 3 Ağustos’ta yayımlanan söyleşisinden haberim olmayacaktı. Bu tabii benim ayıbım. Tatilden döner dönmez ilk işim Agos’a abone olmak olacak. Söyleşide dört ana tema var: 1) Osmanlı neden kapitalizme geçemedi, 2) AK Parti ve sosyal dayanağı Anadolu burjuvazisi, 3) Türkiye ekonomisi nereye gidiyor, 4) Avrupa’nın hali ne olacak.
Anlaştığım konular
Birinci tema benim ilk göz ağrım sayılır. 30 yıl önce doktora tezimde Osmanlı’nın kapitalizme geçemeyiş nedenlerini araştırmıştım (‘L’Empire Ottoman face au captilisme’, L’Harmattan, 1987). Ben Marksist yaklaşımla, Acemoğlu ‘Yeni Kalkınma Ekonomisi’ yaklaşımıyla aşağı yukarı aynı şeyi söylüyoruz: Sorun kurumsal ve içsel. AK Parti ve ‘Anadolu Burjuvazisi’ konusunda da anlaşıyoruz. Görüşlerimi Orhan Pamuk polemiğine saklıyorum.
Avrupa krizi ve çözümleri konusunda da görüşlerimiz büyük ölçüde uyuşuyor. Okurlar bu konuda ne düşündüğümü biliyorlar ama çözüm meselesine kısaca değinmek istiyorum. Acemoğlu’nun da belirttiği gibi AB’nin önünde iki seçenek var: Ekonomik ve siyasal düzeyde tam bütünleşmiş Federal Avrupa ya da daha küçük ama türdeş bir Euro Alanı etrafında ulusal paralarını koruyan üyelerden oluşan daha gevşek bir Avrupa. Acemoğlu, AB bir yıl içinde seçim yapmak zorunda kalacak diyor, ben ise seçimin baştan belli olduğunu, Almanların Yunanlılara gelir transferi yapmaya hiç niyetleri olmadığından ‘gevşek Avrupa’ seçeneğinin tek gerçekçi seçenek olduğunu savunuyorum.
Düzeltme başlayalı bayağı zaman oldu
Acemoğlu ile anlaşamadığım konu, Türkiye ekonomisinin gidişatı. Acemoğlu “Balon ekonomisine giriyoruz” diyor. Bundan kastı iç talepte şişkinlik, daha çok da inşaat patlaması. Gerçek faizlerin aşırı düşüklüğünden dem vuruyor. Bu saptamaların bir yıl öncesine kadar geçerli olduğu doğrudur. Ancak Merkez Bankası iç talebe dayalı yüksek büyümenin yarattığı devasa cari açığın sürdürülemez olduğunu, eninde sonunda balonun patlayacağını kabul edip para politikasını çeşitli araçlarla sıkılaştırdı. 2011’in ilk yarısında konut ve taşıt kredilerinin nominal faizleri yüzde 10-11 civarında seyrederken, ki enflasyonun o dönemde yüzde 10 civarında olduğu düşünülürse gerçek faizlerin yüzde 1’i bile bulmadığı açıktır, ikinci yarıda faizler yüzde 14 civarına yükseldiler. Enflasyon da yüzde 8 civarına gerileyince gerçek faizler yüzde 5 gibi oldukça yüksek sayılacak bir düzeye çıkmış oldu.
Artan faizler, maliye politikasında nispi sıkılığın devam ettirilmesi ve TL’nin kontrollü değer kaybı iç talep balonunu yavaş yavaş söndürdü. 2011’in 3. çeyreğinden bu yana 4 çeyrektir iç talep düşüyor, ihracat ise ithalattan daha hızlı artarak büyümeyi taşıyor. Büyüme oranı da yüzde 8’lerden yüzde 3-4 civarına düşmüş durumda. Acemoğlu’nun Türkiye ekonomisini biraz geriden izlediğini düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde tartışma balona değil iç talebin canlandırılmasına odaklanacak gibi duruyor.