Durumumuz ne kadar iyi?

Türkiye'nin kendisine yönelik yatırım iştahını canlı tutabilmesi için, yapısal reformlara öncelik vermesi her zamankinden daha acil.

G-20 ekonomi bakanları toplantısında OECD Genel Sekreteri Angel Gurria salona geniş bir tebessümle avdet eden Ali Babacan’a, memnuniyetini bu kadar dışa vurmamasını çünkü salonda temsil edilen çoğu ülkenin durumunun Türkiye’ninki kadar iyi olmadığını ima eden sözler sarf etmiş. Avrupa borç krizinde debelenmeye devam ederken, Türkiye’nin ne kadar büyüyeceğini tartışıyor olması keyifle gülümsemek için yeterli neden olabilir. Ben yine de özgüvende ölçüyü kaçırmamayı tavsiye ederim.
Evet, son göstergeler ‘yumuşak inişi’ destekler nitelikte. Güven endeksinde iyileşme var. Kapasite kullanım oranında bir puanlık gerileme oldu, ancak yatırım patlamasının ardından kapasite kullanımında bir miktar gerileme iç talepte düşüş anlamına gelmez. Yine de, gerileme devam ederse yatırımlarda beklenenden daha sert fren yaşanabileceğini unutmayalım. 

Anahtar net ihracat
Yumuşak inişin anahtarı net ihracatın büyümeye pozitif katkısı olacak. Hem iç talebin yaratacağı boşluğu doldurmak hem de cari açığı azaltmak için. Bu bakımdan bugün açıklanacak olan ocak dış ticaret rakamları önemli. İhracatın ithalattan daha hızlı artması ortak beklenti. Ama ne kadar daha hızlı? Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan geçenlerde 4 milyar dolar gibi oldukça iddialı bir rakam öne sürmüştü. Piyasa aktörlerinin beklentisi 6 milyar dolar civarında. Yıllık olarak cari açıkta 1.5 milyar dolar kadar azalmaya tekabül eder. Yumuşak iniş için yeterlidir.
Sorun ihracatın ithalattan daha hızlı artmaya daha ne kadar süre devam edeceğidir. Merkez Bankası’nın TL’nin aşırı değerlenmesine izin vermeyeceği belli oluyor. Benim kırmızı çizgim 0.5 Dolar + 0.5 Euro = 2 TL. 2.02’ye kadar inmişti, şu sıralar 2.06 civarında. Kur enerji hariç ithalatta kısmen etkili ama ihracatta esas olan dış talep. Avrupa pazarının geçen yıla kıyasla bir hayli daralması bekleniyor. İhracatımız azalmasa da geçen yılki performansını yakalaması olanaksız. 2010’dan 2011’e Avrupa’da büyüme 1 puan düşerken Türkiye’nin ihracatı dolar bazında yüzde 19 artmıştı. Şaşırtıcı ama gerçek! Nedenler ayrı bir tartışma konusu. Bu yıl da, az da olsa, artış mümkün gözüküyor. Ortadoğu’ya ihracat ise artmaya devam ediyor. Savaş çıkarmazsa artış devam eder. 

Pahalı petrol senaryosu
İthalat cephesinde ise durum o kadar iç açıcı değil. İç talep artışının durulması enerji hariç ithalatı dizginliyor. Bu durum 3. çeyreğe, yani net ihracatın makas değiştirdiği tarihe kadar sürebilir. Kritik unsur enerji fiyatları. İran ile gerginlik petrol fiyatlarını yüzde 20’ye yakın arttırdı. Bu fiyat düzeyi devam ederse Türkiye’nin ithalat faturası en azından 10 milyar dolar kabarır. İsrail İran’a saldırırsa gedik çok daha büyür. Sonuçta yeniden artan cari açık, artan enflasyon ve iç talepte durgunluğun ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. İniş bayağı sert olur.
Böyle bir gelişmeye karşı bir B planının hazır olması gerekiyor. B planı para ve maliye politikalarında yön değiştirmeyi kaçınılmaz kılacaktır. Yükselen enerji fiyatlarının durgunluk etkisini kısmen bertaraf edebilmek için iç talebin desteklenmesi gerekebilir. Bu desteğin yakıtı da bir kez daha uluslar arası kredi iştahının dozuna bağlı olacaktır. Dünya ekonomisinin ikinci dibe doğru yol aldığı bir dönemde Türkiye’nin kendisine yönelik yatırım iştahını canlı tutabilmesi için, mutfakta pişirip durduğu ama bir türlü sofraya getiremediği vergi, işgücü piyasası, yeni ticaret yasası, enerji piyasası gibi kritik yapısal reformlara öncelik vermesi her zamankinden daha acil.