Düşük büyüme rejimi

İşgücü piyasasında ve vergi sisteminde çok esaslı reformlar yapılmadan düşük büyüme rejiminden çıkış yok.

Hararetle tartıştığımız iniş senaryoları hakkındaki ilk verileri sabırsızlıkla bekliyordum. Sert iniş taraftarlarının 1. çeyrek büyüme tahminleri yüzde 2 civarında dolanıyordu. Yumuşak inişçiler Orta Vadeli Program’a uygun olarak yüzde 4 civarında bir büyüme bekliyorlardı. Kişisel duruşum yumuşak inişe yakındı ama son aylarda ‘tatlı sert iniş’ten söz etmeye başlamıştım. Bu, büyümeyi yüzde 3 civarında tahmin ettiğim anlamına geliyordu.
Sonuçta yıllık büyüme 1. çeyrekte yüzde 3,2 geldi. Ancak takvim etkisinden arındırılmış büyüme oranını TÜİK yüzde 2,3 olarak veriyor. Bu, sert iniş senaryosuna daha yakın bir rakam. Büyümenin güncel temposunu yansıtan mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış çeyrekten çeyreğe büyüme ise yüzde 0,2’den ibaret. Benim için sürpriz değil. Betam (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) yüzde 0,3 olarak tahmin ediyordu. Yıllıklandırırsak yüzde 1’i biraz geçiyor. Tabii çeyrekten çeyreğe büyüme hep bu kadar düşük olmayacak. Öncü göstergeler 2. çeyrekte daha yüksek bir büyümeye işaret ediyor. Yine de 2012 büyümesinin oldukça düşük olacağı anlaşılıyor. 

İç talebe sert fren
Neden böyle? Büyümenin talep yönlü kaynaklarına hızla göz atalım. Bir yıl öncesine göre özel tüketim hiç artmamış. Yatırım artışı da marjinal: Yüzde 1,6. Kamu harcama artışı yüzde 5’e yakın ama payı düşük olduğundan katkısı da sınırlı: 0,6 puan. İç talep bu kadar düşük kalınca firmalar stok boşaltmışlar; bu kalemin katkısı da eksi yüzde 2,3. Bu durumda yüzde 3,2’lik büyümenin büyük bölümü net ihracattan kaynaklanmış durumda. Mal ve hizmet ihracatı yüzde 13 oranında artarken ithalatta yüzde 5’lik daralma var. Net ihracatın büyümeye katkısı 3,2 yüzde puan.
Bu elbette iyi haber. Büyüme düşük kaldı ama en azından cari açığı da düşürüyoruz diyerek teselli bulabiliriz. Ancak gerçek şu ki Türkiye ekonomisi iç talep artışı olmadan ancak bu kadar büyüyebiliyor. İç talebe konulan fren oldukça sert oldu. Net ihracatta geçen yılın 3. çeyreğinden itibaren yakalanan ivmenin ise yılın ilk üç ayında güç kaybettiğini görüyoruz. Bu kötü haber. 

Net ihracatın büyümeye katkısı düşüyor
TÜİK çeyrekten çeyreğe alt kalemleri mevsim ve takvim etkisinden arındırmıyor. Betam’da bu çalışmayı yapıyoruz. Betam’ın pazartesi günü yayımladığı “İç talepte sert fren büyümeyi düşürdü” başlıklı araştırma notunda geçen yılın son çeyreğinden bu yılın ilk çeyreğine ihracat artışı yüzde 3, ithalat artışı ise yüzde 1,7 olarak tahmin ediliyor. Tahmini katkı 0,3 yüzde puandan ibaret. Bu rakamlar net ihracatın büyümeye katkısının düşmekte olduğunu söylüyor. Bu doğruysa 2012’de büyüme şöyle bir seyir izleyecek demektir: 1-1,5 puan kadar net ihracat katkısı, 1-1,5 puan da iç talep katkısı. Bu durumda toplam büyüme yüzde 2,5 civarında kalır.
Bu düşük büyüme bizi kesmez. Ne yapılabilir? Maliye politikasında biraz marj var ama fazla gevşeme beklememek gerekir. Sayın Babacan maliye politikasını gevşetmenin faydadan çok zarar getireceğini -beklentileri bozacağından– ısrarla söylüyor. Geriye para politikası kalıyor. Düşen petrol fiyatları ile zayıf iç talep Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış durumda. Faizlerin bir miktar düşürüleceğini, kredi vanasının da bir miktar gevşetileceğini tahmin ediyorum. İç talebe biraz gaz verilerek büyüme yüzde 3’ün üzerine çıkarılabilir ama o kadar.
Sonuçta dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Türkiye ekonomisi iç talepsiz büyüyemiyor. İç talebe dayalı büyüme de cari açığı arttırıyor. İşgücü piyasasında ve vergi sisteminde çok esaslı reformlar yapılmadan düşük büyüme rejiminden çıkış yok.