Eğitim reformundan ne bekliyoruz

Umarım hükümet gerçek eğitim reformuna dair başka bir yasa tasarısını çok geç olmadan gündemine alır.

Başbakan Yardımcısı Sayın Babacan dün ‘sürdürülebilir kalkınma’ toplantısında bir soru üzerine eğitim düzeyimizin vahim durumuna gayet açık sözlü yaklaşmış. Babacan, BM’nin insani gelişmişlik endeksinde 85. sırada olduğumuzu anımsattıktan sonra, 25 yaş üstü gençlerin okulda kalma süresinin 6.5 yıl olduğunu belirtmiş. “Bu süreyle dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına girmemiz mümkün değil” diyen Babacan, ‘gençlerin liseyi bitirmelerini zorunlu kılacak bir yapıyı kurmamız gerektiğini’ belirttikten sonra ‘acil tedbirlere ihtiyaç duyulduğunu’ söylemiş. 

Durum vahim 
Babacan tamamen haklı. Beşeri sermaye açısından durumumuz gerçekten vahim. Pek bilinmeyen
birkaç istatistiği sizlerle paylaşayım. Mevcut işgücünün yaklaşık üçte ikisi liseden daha düşük eğitim düzeyine sahip. Betam Ekim 2010’da yayınladığı bir araştırma notunda (‘Gençler Beşeri Sermaye Yoksunu’, AN 10/91)
2009’da Hane halkı İşgücü (HİA) verilerine dayanarak 15-19 yaş grubundaki gençlerin yarısından fazlasının
liseye devam etmediğini ortaya çıkarmıştı. Yine HİA verileri 2010’da 20-24 yaş grubunun sadece yarısının lise mezunu olduğunu gösteriyor. İşin vahameti şurada: 15-20 yıl sonra işgüncünün sadece yarısı lise mezunu olabilecek. Eğitim kalitesinin yetersizliği de ayrı bir sorun. OECD ülkeleri içinde orta eğitimin kalitesini ölçen testlerde sonlarda yer alıyoruz.
Türkiye son yarım yüzyılda kapatmayı başaramadığı gelişmiş ülkelerle arasındaki kişi başına gelir farkını gelecek 20 yılda önemli ölçüde kapatmak ve gerçek bir bölgesel güç olmak istiyorsa, tek başına yetmez ama mutlaka eğitimdeki okullaşma ve kalite açığını kapatmak zorunda. 

Temel ilkeler 
Açığı kapatmanın yolu eğitimde köklü bir reformdan geçiyor. Böyle bir reform üç temel ilkeye dayandırılmak zorunda: Birincisi, lise eğitimini hızla yaygınlaştırmak. İkincisi, Türkçeye, matematiğin düşünce sistematiğine ve fen bilimlerinin temel bilgilerine sahip, muhakeme yapma kabiliyeti ve yaratma becerileri ile donatılmış mezunlar yetiştirmek. Üçüncüsü de yükseköğrenim kurumlarına sadece akademik değil, aynı zamanda mali özerklik sağlayacak ve bu alanda rekabeti teşvik edecek bir düzen kurmak.
Bu ilkeleri esas alan bir eğitim sisteminin yolu ise kanımca şu temel düzenlemelerden geçiyor: 12 yıllık eğitimi makul bir süre içinde zorunlu kılmak gerekiyor. Ama zorunluluğun kâğıt üzerinde kalmaması için, yoksul alilerin çocuklarını lisede tutmalarını maddi desteklerle teşvik etmek, muhafazakâr ailelerin kız çocuklarını liseye göndermeleri için de başörtü yasağının bir şekilde kaldırılması gerekiyor. Eğitim kalitesinin hızla yükseltilmesi ise öğretmenlerin kalitesinin yükseltilmesine bağlıdır. Bunun yolu ise öğretmenlik mesleğinin cazibesinin arttırılmasından ve öğretmen okullarının kalitesinin yükseltilmesinden geçtiği açıktır. 

Kaynak ayrılmalı
Bu işlerin yapılabilmesi için ise eğitime kamunun daha büyük kaynak ayırması şarttır. Kamunun hangi harcamalardan kısarak eğitime daha fazla kaynak tahsis edeceği son derece kritik bir siyasal tartışmadır: Savunmadan mı? Sosyal transferlerden mi? Yoksa kaçağı geriletip dolaysız vergi tahsilatından sağlanacak ekstra gelirlerden mi? Büyük olasılıkla hepsinden bir miktar gerekecek. Yükseköğretimde ise, devlet üniversitelerine verilecek mali özerklik, yani paralı ama burslu-kredili eğitim, ek kaynak sorununu büyük ölçüde çözer.
TBMM’ye sevk edilen yasa tasarısında bu hedef ve ilkelere dair bir şey göremedim. Umarım hükümet gerçek eğitim reformuna dair başka bir yasa tasarısını çok geç olmadan gündemine alır.