Faizde makul indirim tatmin eder mi?

Numan Kurtulmuş'un ve Nihat Zeybekçi'nin çıkışlarından öyle anlaşılıyor ki, bu faiz düzeyi de Başbakan'ı tatmin etmeyecek. Nasıl bir tepki vereceğini çok yakında öğreniriz. AKP'de para politikası konusunda ortaya çıkan derin görüş ayrılığı kolay kolay kapanacak gibi durmuyor.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) dün yaptığı toplantıda politika faizini yüzde 9,5’ten 8,75’e düşürdü. Faiz koridorunun üst ve alt sınırlarını ise yüzde 12 ve 8’de sabit bıraktı. Bu hem bekliyordum hem de savunuyorum. 11 Haziran tarihli 'Büyüme' yazımda “Bu ayki Para Politikası Kurulu’nun makro ekonomik dengeleri zorlamadan politika faizini 75-100 baz puan düşürmesi mümkün görünüyor” demiştim.

PPK’nın da faiz indirimini bu saptamaya paralel argümanlarla savunduğu görülüyor. Toplantının ardından yayınlanan basın duyurusunda kredi artışın dengeli büyümeyi destekleyecek şekilde geliştiği ve talep tarafında enflasyonist baskı görülmediği belirtildikten sonra şöyle deniliyor: “Geçtiğimiz yılın ortalarından itibaren gerçekleşen birikimli döviz kuru gelişmelerinin yıllık enflasyon üzerindeki olumsuz yansımaları kademeli olarak azalacaktır. Baz etkisinin de katkısıyla bu aydan itibaren enflasyonda kayda değer bir düşüş gözleneceği tahmin edilmektedir. Bu değerlendirmeler doğrultusunda Kurul, son aylarda küresel likidite koşullarındaki iyileşmeyi de göz önüne alarak, bir haftalık repo faizinde ölçülü bir indirime gitmiştir.”


Buraya kadar sorun yok. Yukarıda yazımdan alıntıladığım cümle şöyle devam ediyordu: “Bu kez Başbakan’ın nispeten sınırlı bir indirime fazla itiraz etmeyeceğini düşünüyorum.” Bu saptamadan artık o kadar emin değilim. Aradan geçen süre içinde AKP Genel Başkan yardımcısı Numan Kurtulmuş önemli bir çıkış yaptı. Hükümet’in arzu ettiği para politikası ile çelişen bir politika izlendiğinde Merkezi Bankası’nın askeri vesayet kadar kabul edilemez yeni türden bir vesayet oluşturduğunu iddia etti. Pazartesi günü de Ekonomi bakanı Nihat Zeybekçi Merkez Bankası’nın faizini 28 Ocak öncesine indirmesi gerektiğini savundu. Ben de herkes gibi bu çıkışlardan o günlerde yüzde 4,5 olan politika faizinin (bir haftalık repo faizi) altında bir faiz istendiği sonucunu çıkardım.


Önce bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Şok faiz artışının yapıldığı 28 Ocak öncesinde Merkez Bankası yüzde 4,5 olan politika faizini çok az kullanıyordu. Bankalara parayı değişken günlük faizden veriyordu. Bu faizin paçal ortalaması da fiilen yüzde 8’in biraz altındaydı. PPK 28 Ocak toplantısında bundan böyle esas olarak politika faizini kullanacağını ilan etti ve bu faizi yüzde 10’a yükseltti. Sonuç olarak merkez bankası faizi 200 baz puandan biraz fazla artmış oldu. Bugün bu faiz 28 Ocak öncesinin halen üzerinde ama aradaki fark yaklaşık 100 baz puana inmiş durumda.


Buna rağmen Numan Kurtulmuş’un ve Nihat Zeybekçi’nin çıkışlarından öyle anlaşılıyor ki bu faiz düzeyi de Başbakan'ı tatmin etmeyecek. Nasıl bir tepki vereceğini çok yakında öğreniriz. AKP’de para politikası konusunda ortaya çıkan derin görüş ayrılığı kolay kolay kapanacak gibi durmuyor. Başbakan yardımcısı Babacan ile Maliye Bakanı Şimşek büyümenin gidişatından memnunlar. İhracatın önemli katkı yaptığı buna karşılık iç talebin ılımlı arttığı yüzde 4 civarındaki bir büyümeyi hem yeterli buluyorlar hem de makro dengeler açısından zorunlu görüyorlar. Bu büyüme rejimi yavaş bir tempoyla da olsa Türkiye ekonomisinin 'aşil topuğu' olan cari açığı azaltıyor. 

Oysa bu düzeyde bir büyüme Başbakanı tatmin etmiyor. Zorlu seçimlerin peş peşe yapılacağı bir dönemde çok daha canlı bir ekonomi istiyor. İstemekle kalmıyor çok düşük faizle bunun mümkün olduğuna inanıyor. Bu inanç bir saplantıya dönüşmüş durumda. Merkez Bankası yönetimini “paralelci komplo” ile artık çok ince bir çizgi ayırıyor. Umarım yanılıyorumdur.