Not artışının ekonomik ve siyasal sonuçları

Hükümet büyümeyi tekrardan iç talebe dayandıracak politikalara yönelirse notun geri alınma riski de gündeme gelir.

Heyecanla beklenen artış nihayet geldi. Derecelendirme kuruluşu Fitch yabancı para cinsinden kredi notumuzu BBB’ye yükselterek yatırım yapılabilir seviyeye getirdi. Daha teknik ifadeyle açıklayacak olursak, Fitch döviz cinsinden Hazine borçlanma kâğıtlarının geri ödeme riskinin yatırım yapılabilecek kadar düşük olduğunu ilan etti. Piyasalarda bir ülkenin borçlanma riskinin barometresi olan risk primi farkları Türkiye’nin zaten yatırım yapılabilir ülkelerin riskine sahip olduğunu çoktan tescil etmişti. Yine de Fitch’in bu durumu kabul etmesi muazzam yankı uyandırdı. Yerden yere vurduğumuz derecelendirme kuruluşlarını demek hâlâ çok önemsiyormuşuz.

Önemsediğimize göre Fitch’in bu kararı hangi gerekçelere dayandırdığına, not artışının sonuçlarına ve notu korumanın muhtemel güçlüklerine yakından bakalım. Önce bir itirafta bulunayım. Bir hafta kadar önce bir haber kanalında not artış beklentim sorulduğunda Fitch’in durağandan pozitife geçeceğini ancak birkaç ay daha dengeleme sürecini izledikten sonra not artışı yapacağını beyan etmiştim. Yanıldım. Ama öyle anlaşılıyor ki Fitch’in karar komitesinde not artışı bir oy farkla 5’e karşı 4 oyla alınabilmiş. Demek ki komitede tereddüt eksik değilmiş.

Fitch gerekçelerini şöyle açıklıyor: Türkiye ekonomisinin yumuşak inişe doğru ilerlemesi, yakın dönem makro finansal risklerdeki iyileşme, kamu borcundaki azalış, güçlü bankacılık. Bu gerekçelerin içinde yeni ve kritik olanı ‘yumuşak inişe doğru ilerleme’. Diğer üçü zaten öteden beri genel kabul gören gerekçeler. ‘Yumuşak iniş’ten kasıt malum: İhracat ithalattan hızlı artacak, bu sayede cari açık GSYH’ye kıyasla azalmaya devam ederek kur şoku, ekonomik kriz ve geri ödeme riskini azaltmış olacak. Bu yıl sonu itibariyle Fitch cari açık oranını yüzde 7,2, kamu borç oranını da yüzde 37 olarak tahmin ediyor. Katılıyorum.

Geçen yılın 3. çeyreğinden itibaren ihracat ithalattan daha hızlı artıyor, diğer ifadeyle net ihracat pozitif tarafa geçmiş durumda. Büyümeyi de iç talep değil esas olarak net ihracat sürüklüyor. Ancak sorun şu ki büyüme hükümetin beklentilerinin altında seyrediyor. Bu yıl için Orta Vadeli Program yüzde 4 büyüme öngörüyordu. Oysa Fitch’in de belirttiği gibi büyüme hızı yüzde 3 civarına düşmüş durumda. Bu yıl için düşük büyümeyi piyasalar da hükümet de kabullenmiş durumda. Kritik nokta, gelecek yıllarda büyümenin nasıl bir seyir izleyeceği...

Büyüme düşük kalırsa

Bu konudaki görüşümü bu köşede sık sık ifade ediyorum: Yapısal reformlar acilen devreye girmediği takdirde Türkiye orta vadede yüzde 3-4 arasında seyredecek yetersiz bir büyüme oranına mahkûm olabilir. İşsizliği arttırması kaçınılmaz olan düşük büyümeyi hükümet üç seçimi kapsayan 2013-15 döneminde kaldırabilir mi? Doğrusu çok kuşkuluyum. Hükümet büyümeyi tekrardan iç talebe dayandıracak politikalara yönelebilir. Böyle bir gelişme, notun geri alınma riskini de gündeme getirecektir.

Bu bağlamda Fitch’in 2013 ve 2014 büyüme tahminleri önem kazanıyor. Bu kuruluş gelecek yıl büyüme oranını yüzde 3,8, ardından da yüzde 4,5 olarak tahmin ediyor. Bu oranları da ‘sürdürülebilir’ büyüme olarak tanımlıyor. Yüzde 4’ün altında büyümeyi işsizlik açısından yetersiz bulduğumu, bu nedenle de bu düzeydeki büyümeyi ‘yumuşak’ değil ‘tatlı sert’ iniş olarak adlandırdığımı biliyorsunuz.

Buna karşılık işsizliğin Fitch’in kapsama alanına girmediğini de biliyoruz. İşi icabı cari açığa, kamu borç oranına, banka sistemine bakıyor. Ancak seçim döneminde demokratik bir hükümetin işsizliği görmezden gelme lüksü yok.