Övünecek ne var?

Türkiye övgüyü ancak Orta Vadeli Program'da vaat edilen reformları art arda yapmaya başladığında hak edecek.

Türkiye’ye dışarıdan yapılan övgülere medyamızın oldum olası zaafı vardır. Büyüterek kullanmak âdettir. Dün İstanbul’da toplanan ‘yerli Davos’ vesilesiyle övgü dozu bir hayli artmış bulunuyor. Bir yabancı şöyle demiş: “Türkiye zamanında yaptığı reformların meyvesini topluyor.” Bir diğeri, Türkiye ekonomisini Arap ülkelerine örnek göstermiş. Övgülerin hepsini yazmaya kalksam köşe dolar taşar.
Doğrusu bunca övgüyü hak ettiğimizden pek emin değilim. Krizden hızlı çıkış yaptığımız doğrudur. İki yılda GSYH birikimli olarak yüzde 19 arttı. Ancak bu yüksek büyüme, özel iç talepteki muazzam artış sayesinde gerçekleşti. İç talep artışının yakıtını banka kredisi, banka kredilerini de dışarıdan alınan borçlar sağladı. Doğal olarak cari açık patlayarak rekor kırdı. Bu tarz bir büyümenin devam edemeyeceği belliydi. Merkez Bankası müdahale etmek zorunda kaldı ve kredi artışını sınırlamak için yeni bir para politikası oluşturdu. BDDK’nın yardımıyla başarılı da oldu. Kredi artışı duruldu, kur da oldukça istikrarlı.
Yeni para politikasının övgüyü hak ettiğine katılırım. Ama büyümeyi, enflasyonu ve cari açığı içeren daha geniş bir çerçeveden gidişatı değerlendirdiğimizde övgüleri hak etmek için henüz erken olduğunu düşünüyorum. Büyümenin ekonomi yönetiminin umduğu yüzde 4’ün altına düşme ihtimali arttı. Betam ilk çeyrekte yıllık büyümeyi yüzde 3,5 olarak tahmin ediyor. Kısa süre önce OECD, 2012 büyüme tahminini yüzde 3,3 olarak açıkladı. Cari açık düşüyor ancak büyüme de beklenenin altında seyrediyor.
Yüzde 3 civarında büyümeyle yeterince istihdam yaratılamaz. İşsizlik artmaya başladığında hükümet bu olumsuzluğa nasıl bir tepki verecek? Maliye politikasını gevşetmeye kalkar mı? Yoksa sürekli ertelediği yapısal reformlara mı yönelir? Düşen büyümenin düşürmekte olduğu vergi gelirleri bütçe açığını büyütecektir. Eğer kamu harcamaları reel olarak arttırılmazsa bütçe açığı bu yıl yüzde 3’ün altında tutulabilir. Bu da kamu borç oranını az da olsa düşürmeye yeterli olur. Ancak bunun ötesi makro dengeleri bozmaya adaydır. 

İktidarın ikilemi
İşsizlik artmaya başlarsa bütçe disiplini sürdürülür mü? AK Parti iktidarı ekonomide en çok bu alanda başarılı oldu. Meyvelerini de topladı. Faizler büyük ölçüde düştü. Bu sayede gelir eşitsizliği azaldı. Bütçe rahatladı. Daha fazla yatırım ve sosyal harcama mümkün oldu. Yoksulluk azaldı. Seçmen desteği yabancı iktidar sahiplerini kıskançlık krizine sokacak kadar arttı. Ne var ki iç talebe dayalı yüksek büyüme, düşük bütçe açığı, yüksek kamu harcaması olanağı şeklinde özetlenebilecek sürecin sınırına dayandık.
Bundan böyle orta vadede yüzde 5 civarında bir büyümeyi nispeten sınırlı bir cari açık ile (rivayet muhtelif ama yüzde 6-7 üst sınır gibi duruyor) gerçekleştirebilmek için ihracatın ithalattan daha hızlı artmaya devam etmesi şart. Geçen yılın 3. çeyreğinden itibaren bu başarıldı. Ancak Avrupa’daki durgunluk bu pazara ihracatı düşürüyor. Şimdilik diğer pazarlara ihracat artışları Avrupa’nın eksikliğini telafi ediyor ama son rakamlar bıçak sırtında durduğumuza işaret ediyor. İyi haber, petrol fiyatlarının düşmeye başlaması. Ancak bu düşüş enerji ihracatçısı komşularımıza yaptığımız ihracatı olumsuz etkileyecektir.
İşsizliği ve cari açığı kontrol altında tutan asgari ölçüde büyümeye erişebilmek için mutlaka başta vergi ve işgücü piyasası olmak üzere maliyetleri azaltırken verimliliği arttıracak yapısal reformlara acilen başlamak gerekiyor. Türkiye övgüyü ancak Orta Vadeli Program’da vaat edilen reformlar art arda yapılmaya başlandığında hak edecek.