Polemik günü

IMF ile polemik yapmaya karar vermiştim ama Krugman da saçmalıyordu. Çözüm olarak ikisiyle de polemiğe karar verdim.

Bugün IMF ile polemik yapmaya karar vermiştim. IMF Türkiye büyüme tahmininde saçmalıyordu. Ama dün Le Monde gazetesinde Paul Krugman ile Euro Birliği üzerine bir söyleşişi yayımlandı. Krugman da saçmalıyordu. Tereddütte kaldım. Çözüm olarak her ikisiyle de polemiğe karar verdim. 

IMF saçmalıyor
IMF, G-20 toplantısı için hazırladığı raporda Türkiye ekonomisi tahminini yüzde 2’den yüzde 0,4’e düşürdü. Yüzde 2’lik tahmin, zamanında büyük tartışma yaratmıştı. Yüzde 0,4’ün fırtına koparması gerekirdi. Öyle olmadı. Anlaşılan, IMF’yi içeride ciddiye alan pek kalmadı. Ama dışarıda ciddiye alındığından eminim.
Yılın ilk yazısında 2012 büyümesini ‘yumuşak iniş’ senaryosu çerçevesinde yüzde 4 civarında öngördüğümü açıklamıştım. IMF sert iniş olacağını savunuyor. Bu kadar büyük tahmin farkı, ancak büyük varsayım farklılıkları ile açıklanabilir. Yumuşak iniş senaryosunun temel varsayımı Avrupa’da borç krizinin finansal çöküntüye ve ekonomik daralmaya dönüşmeyeceğidir. IMF de bu varsayımı yapıyor; AB ekonomisinin bu yıl sadece yüzde 0,5 daralacağını öngörüyor. Bu varsayımın Türkiye açısından iki sonucu söz konusudur: Bir, Avrupa’ya ihracatta artış olmasa bile önemli bir düşüş olmaz. İki, Avrupa banka sisteminde büyük bir kredi daralması olmayacağından, Türk banka sisteminde de büyük bir kredi daralması yaşanmaz.
Bu varsayımlar altında tüketimde daralma değil, olsa olsa hizlı bir yavaşlama olur. IMF’nin yeterince hesaba katmadığı ikinci gelişme, net ihracatın son iki çeyrektir büyümeye pozitif katkı yapmakta olduğudur. Bu yön değişikliğinin en az iki çeyrek daha devam etmemesi için bir neden yoktur. TL’nin değeri rekabetçi sayılacak bir düzeydedir, iç talep artışı da önemli ölçüde frenlenmiştir. Bu koşullarda büyüme yavaşlamaya başlamıştır ama IMF’nin tahmin ettiği gibi yüzde 0,4’e düşmesi için birinci yarıda çeyrekten çeyreğe büyümenin yüzde 1’in altına düşmesi, ikinci yarıda da ciddi daralması gerekir. Nitekim IMF yılın son çeyreğinde yıllık büyümeyi eksi 0.2 olarak öngörüyor. Avrupa’da çöküş hariç bu tahminin gerçekleşme ihtimali sıfırdır. Sanırım IMF’nin sorunu, bir hayli geriden gelmesi. 2011’in son çeyreğinde yıllık büyümeyi yüzde 4,8 tahmin ediyor. Yüzde 6’dan düşük olmayacağına bahse girerim. 

Krugman da saçmalıyor
Krugman, Avrupa Para Birliği’nde yaşanmakta olan çıkmaza doğru teşhisler koyuyor: Daha baştan euronun federal bütçe, ülkeler arası işgücü akışkanlığı ve en önemlisi dayanışma ruhu (federal bütçeden gelir transferi) gibi para birliğinin olmazsa olmaz koşulları oluşturulmadan yola çıkması yanlıştı. Ücret ile verimlilik artış farklarının zaman içinde Güney’i rekabetçi olmaktan çıkardığı ve Kuzey’den ayrıştırdığı, temel sorunun da bu ayrışma olduğu doğru bir teşhis.
Teşhisler doğru ama reçete absürd. Krugman çözüm olarak euro alanına enflasyon öneriyor. “Enflasyon sorun değil çözümdür” diyor. Zamanı tersine çevirmeyi savunuyor. “Enflasyon hedefi yüzde 4 yükseltilsin, Güney daha düşük, Kuzey daha yüksek enflasyon yaşarsa rekabet gücü farkları zaman içinde kapanır” diyor. Kâğıt üzerinde doğru olabilir. Ama bu senaryo hangi mekanizmalarla gerçekleşecek, onu söylemiyor. AMB’nin bolca para basması derde deva olmaz. Aksine, Güney’de enflasyonu daha fazla azdırır. Bunun için Güney’de ücret deflasyonu, Kuzey’de ise ücret enflasyonu gerekir. Bir an için Almanların geçmişi inkâr edip buna razı olduklarını kabul edelim. Avrupa içi dengesizlikler azalabilir ama Kuzey’in uluslararası pazarda rekabet gücü nice olur, dolayısıyla düşen ihracatının durgunluk etkisi iç talep etkisini telafi eder mi? Krugman bu sorulara da yanıt arasa iyi olur.