Seçim sisteminde reform

Pakette önerilen seçim sistemlerinden daraltılmış bölge ve yüzde 5 baraj sistemi mevcut durumun en iyisi görünüyor. Bu sistem MHP için risk taşıyor.
Seçim sisteminde reform

Godot’yu bekler gibi beklediğimiz demokratikleşme paketi nihayet açıklandı. Paketin yetersizliği çok tartışılacak. Ama paket bir konuda, 12 Eylül’den miras kalan adaletsiz, sorunlu seçim sistemini değiştirme fırsatını gündeme getirdiği için takdire şayan. Geçen 15 yılda mevcut seçim sistemini reforma tabi tutmak için 5 rapor, pek çok makale yazmış, medyada sayısız tartışmaya katılmış benim gibi biri için atılan adım sevindirici. En son ocak ayında Betam’dan ‘Türkiye için yeni seçim önerisi’ başlıklı bir rapor yayımladım. Bu raporda seçim çevrelerinin en fazla 6 milletvekili çıkaracak şekilde daraltılmasını, buna karşılık barajın sıfırlanmasını savundum. Ayrıca 550’ye ek olarak 50 milletvekilinin Türkiye genelinde barajsız tam nispi usulle seçilmesini önerdim. Bu seçim sistemi benim için ideal olmasa da Kürt partisinin (şimdilik BDP) temsil sorununu çözecek, aynı zamanda da AK Parti tarafından kabul edilebilir, dolayısıyla siyaseten ‘yapılabilir’ bir reformu temsil ediyordu. Demokratikleşme paketinden iki alternatifli öneri çıktı. Mevcut sistemle devam alternatifini elbette kaale almıyorum. Başbakan’ın bunu neden gündeme getirdiğini de anlamış değilim. Sanırım BDP’nin seçim sistemi reformuna desteğini almak ve CHP’yi köşeye sıkıştırmak için yaptı. Birinci reform alternatifinde baraj yüzde 5’e düşürülüyor, buna karşılık seçim çevreleri en fazla 5 milletvekili ile sınırlandırılıyor. Bu, sistem önerime oldukça yakın duruyor. Ancak kimi sakıncaları göz ardı edilemez.

BDP’de temsil sorunu Önce bardağın dolu tarafına bakalım. BDP son iki seçimde bağımsız adaylar aracılığı ile yüzde 6’nın üzerinde oy aldı. Anketler yine yüzde 6’nın üzerinde oya sahip olduğunu söylüyor. Dolayısıyla ‘Barış Süreci’nin en kritik üç unsurundan birini (diğer ikisi anadilde eğitim ve terör yasası) çözüme kavuşturuyor. Yaptığım simülasyon BDP’nin yeni sistemde rahatlıkla 30’un üzerinde milletvekili çıkarabileceğini gösteriyor. Ayrıca çok geniş seçim çevrelerinde adayın kıymeti harbiyesi yoktu. Partilere oy veriyorduk. Oysa şimdi ister AK Parti’nin adayları olsun, ister CHP’nin adayları, büyük şehirlerin seçim çevrelerinden bir parti en fazla 1-3 milletvekili çıkarabileceğinden adaylara odaklanabileceğiz. Partiler de adaylarını daha dikkatli seçecekler.
Bardağın boş tarafı ise bir hayli kalabalık. Bir kere barajın yüzde 5’e düşürülmesi yarın öbür gün başımıza büyük sorunlar açabilir. Bugünkü sistemin bir numaralı adaletsizliği bir partinin hatırı sayılır miktardaki seçim çevresinde birinci ya da ikinci parti gelerek 35 civarında milletvekili kazanmasına rağmen yüzde 10 barajı nedeniyle bu milletvekillerinin elinden alınarak başta AK Parti olmak üzere diğer partilere verilmesi sorunuydu, tıpkı Kasım 2002 seçimlerinde olduğu gibi. Gelecek seçimde olmasa bile daha sonraki seçimlerde Kürt partisinin oy oranı yüzde 4,9’da kalırsa ne olacak? Olmaz demeyin, geçen pazar Almanya’da oldu. Sorun şu ki, bu oy oranında da Kürt partisi Doğu ve Güneydoğu’nun seçim çevrelerinin pek çoğunda bir ya da ikinci parti olmaya devam edecek. O zaman ne olacak? “Pardon, Meclis’e giremezsiniz” mi diyeceksiniz? Bu bakımdan barajın tümden kaldırılması çok daha mantıklı olurdu. Ayrıca ülke barajı Kürt oyları açısından oldukça yüksek kaldığından Güneydoğu’da BDP ve AK Parti’ye rakip partilerin güçlenmesi önünde engel oluşturacaktır. Bu siyaseten ‘iyi’ olabilir ama temsilde adalet açısından ‘kötü’. Bu engel elbette Saadet ve Demokrat Parti gibi küçük partiler için de geçerli. Bu partiler de az sayıda olsa bile baraj sıfırlandığında daraltılmış bölgelerden milletvekili çıkarabilirlerdi. AK Parti bunu istemiyor.
Yüzde 5 barajlı daraltılmış bölgeli seçim sisteminin önemli bir özelliği, AK Parti’ye (birinci parti olduğundan) yüzde 45-46 oy oranında referandum çoğunluğunu sağlaması. Hatırlanacağı gibi Haziran 2011 seçimlerinde yüzde 50’ye yakın oy almasına rağmen AK Parti 326 milletvekilinde kalmıştı. Daraltılmış bölgeler sayesinde yüzde 45-46 oyla 330’u aşması garanti görünüyor. Bunu büyük ölçüde MHP’nin kaybettiği sandalyelerden sağlıyor. Önerilen sistem, MHP’nin milletvekili sayısında dramatik düşüşe neden olurken CHP’yi mevcut oy oranında (yüzde 26) pek fazla etkilemiyor. Birkaç milletvekili kaybediyor. Eğer CHP oy oranını arttırırsa o da yeni sistemden kârlı çıkar. Bu sistemin milletvekili paylaşımına etkileri konusunda bir fikir vermesi için aşağıdaki tabloyu hazırladım. Oy dağlımını büyük ölçüde Haziran 2011 seçimlerine yakın alıyorum. Ancak AKP’nin oranını yüzde 45’e çekiyorum. SP ile DP’nin yüzde 5 barajını geçemediklerini varsayıyorum.
Tablodaki milletvekili sayılarını, 6 milletvekili sınırlamasına göre hazırlamış olduğum simülasyon modelinin sonuçlarını 5 milletvekili sınırlamasına kabaca uyarlayarak buldum. Elbette hata payı söz konusu. Ancak bu hata payının AK Parti için bile 3-5 milletvekili ile sınırlı olduğunu tahmin ediyorum. AK Parti’nin önerdiği ikinci seçim sistemi alternatifine gelince... Seçim çevrelerinin tek milletvekili ile sınırlandırılması (dar bölge) oldukça radikal bir reform olur. Ancak AK Parti, Birleşik Krallık’ta olduğu gibi tek turlu çoğunluk sistemini mi yoksa Fransa’da olduğu gibi iki turlu sistemi mi öneriyor, belli değil. Dar bölge sisteminin bu iki farklı versiyonu partiler sistemi açısından, siyasal istikrar ve siyasal ittifaklar açısından çok farklı sonuçlar doğurur. Bu alternatifi tartışmadan önce AK Parti’nin tur sayısını açıklığa kavuşturması gerekiyor. Ancak şunu belirteyim: Sıfır barajlı, iki turlu dar bölge sistemini yüzde 5 barajlı daraltılmış bölge sistemine tercih ederim.