Türkiye BRICS üyesi olur mu?

Türkiye Avrupa Birliği'ne giremeyecekse, aday sıkıntısı çekmeyen ve genişlemeye açık olan BRICS'e mi girse acaba.

"Bu soru da nereden çıktı” dediğinizi duyar gibiyim. Şuradan çıktı: Geçen hafta perşembe günü Fransa’nın Poitiers kentinde ‘Çin ve BRICS: Hangi ortak gelecek?’ başlıklı bir seminere davetliydim. Fondation Prospective et Innovation adlı düşünce kuruluşu tarafından organize edilen seminerin moderatörlüğünü gün boyu bu kuruluşun halen başkanlığını yapan eski Fransa başbakanlarından Jean Pierre Raffarin yaptı. Seminere geniş bir katılım vardı ama iki katılımcı dikkat çekiciydi: Başkan Putin’in G-8 ve BRICS konularında yardımcısı Büyükelçi Vadim Lukov ile Foreign Affairs Institute of Chinese People adlı Çin Halk Cumhuriyeti’nin önde gelen resmi düşünce kuruluşunun başkan yardımcısı Büyükelçi Cheng Tao.
Poitiers’ye vardığımda öğrendim ki Fondation Prospective et Innovation her yıl Çin üzerine farklı bir konuda seminer düzenlermiş. Bu yıl BRICS bağlamında Çin’i tartışmak istemişler ama çerçeveyi biraz genişletip son zamanlarda büyümesiyle durgunluğun pençesindeki Avrupa’da göz kamaştıran Türkiye’yi de tartışmaya katalım demişler. Bendenizin Türkiye’yi anlatmak üzere çağrılmasının nedeni de buydu. 

Türkiye üzerine ne söylediğimi anlatacak değilim. Belki şu kadarını not etmek iyi olabilir: 2000’li yıllarda Türkiye hızla büyümeyi başardı ve bu sayede G-20’ye girdi. Ancak bu büyümenin iki temel motoru olan dış kredi destekli iç talep artışı ile mali disiplinin düşürdüğü faizlerden elde edilen kamusal kaynağın sınırlarına gelindi. Türkiye’nin yüzde 5 civarında dengeli ve uzun soluklu bir büyümeyi başarması için mutlaka çok yönlü yapısal reformlara ihtiyacı var. Ancak bu reformları yapacak siyasal iradenin varlığı konusunda şüphelerim var.
Putin’in danışmanı Lukov, 2000’li yılların başında Goldman Sachs iktisatçıları tarafından spekülatif yatırımların yönünü işaret etmek için icat ettikleri BRICS’in, yani Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan ülkeler grubunun 2006’da uluslararası kurum niteliğini kazandığını özellikle vurguladıktan sonra BRICS’in üç temel ilkesini şöyle tanımladı: 1) Dünya ekonomisini yeniden oluşturmak ki buna Cheng Tao Uluslararası Para Sistemi’ni özellikle kattı, 2) Ülkelerin içişlerine karışmayı ve askeri güç kullanımını reddetmek, 3) Ekonomik sorunlara karşı işbirliği yapmak. 

Fransız akademisyenlerin konuşmalarında açıkça vurguladıkları husus -ki buna itiraf da denebilir- dünün azgelişmişlerinin, çok değil, son 15-20 yılda yaptıkları atılımlarla Batı’nın, Profesör Badie’nin deyişiyle, üç yüz yıllık hegemonyasına son vermiş olmaları. Profesör Moisi’ye göre ise Batı, önce bu gerçeği kabullenmek, ardından da bu gerçeğe uyum sağlamak zorunda. Cheng Tao bu endişeyi anlamakla birlikte Uluslararası Sistem’in yeniden dengelenmesinin kaçınılmaz olduğunu, bunun yolunun da Batı’nın BRICS ile işbirliği yapmasından geçtiğini vurguladı.
Raffarin’in Rus ve Çinli muhataplarına BRICS’in genişleyip genişlemeyeceğini sorması özellikle dikkatimi çekti. Lukov, aday konusunda sıkıntı çekmediklerini, 3-4 yıllık bir olgunlaşma döneminden sonra genişlemeye açık olduklarını söyledi ve ekledi: “G-7 bizi bekleme odasında 13 yıl tuttu, biz o kadar bekletmeyeceğiz.” Doğrusu, Avrupa Birliği olmayacaksa acaba BRICS’e mi girsek diye aklımdan geçmedi değil. Siz ne dersiniz?