scorecardresearch.com

Avrupa Para Birliği bu gidişle dağılır

25/04/2012
AB giderek daha yönetilemez hale gelirken piyasalar İspanya ve İtalya'yı endişeyle izliyorlar.

Dün akşam TV5’te Marine Le Pen’i dinlerken tam olarak böyle düşündüm. Takip ediyorsunuzdur, Fransa başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı (kendilerine ‘yeni sağ’ sıfatını yakıştırıyorlar) Milli Cephe’nin (MC) adayı Marine Hanım (bu partinin tarihi lideri Le Pen’in kızı) yüzde 18 oy alarak babasının seçim performanslarını solladı. TV5 spikeri Brüksel’in bu sonuca verdiği olumsuz tepkiyi aktarınca, Marine Le Pen ağzı kulaklarında, bu tepkinin doğru yolda olduklarının teyidi olduğunu, ulus devletlerin Avrupası’nın geri gelmekte olduğunu, federal Avrupa hayallerinin sonunun geldiğini söyledi. Fransa başkanlık seçimlerinin birinci turunun bence en önemli sonucu, Hollande’ın Sarkozy’yi geçmiş olması ve çok büyük olasılıkla seçilecek olması değil, Marine Le Pen’in 352 seçim çevresinde yüzde 12,5 oranını geçmiş olmasıdır. 

Aşırı sağın yükselişi
Bu, şu demek oluyor: Haziran ayında yapılacak genel seçimlerde MC’nin adayları seçim çevrelerinin çoğunda ikinci tura kalacaklar. Eğer Sarkozy’nin merkez sağ partisi MC ile ortak hükümet kurmayı reddederse –böyle de olacaktır, aksi takdirde bölünürler- MC barajı geçen adaylarını geri çekmeyecek ve 2. turda çoğunlukla üçlü yarışlar olacaktır. Buradan iki sonuç çıkar: Bir, sol büyük çoğunlukla iktidara gelir. İki, MC küçümsenmeyecek sayıda milletvekiline sahip olur. MC’nin amacı geleneksel sağı dağıtmak ve kendi etrafında yeni bir sağ cephe oluşturmak. Bunu bir ölçüde başaracağını tahmin ediyorum.
Avrupa’da aşırı sağın yükselişi Fransa ile başlamış değil. Şimdiden bir dizi ülkede aşırı sağ partiler hükümette olmasalar bile hükümet politikalarını etkileyebiliyorlar. Fransa’da başkanlık seçimleri yapılırken Hollanda’da hükümet düştü. Nedeni, aşırı sağcı partinin bütçe açığını yüzde 3’e düşürecek kemer sıkma önlemlerine onay vermemesi. Avrupa aşırı sağı daha az ulus devlete, buna karşılık daha fazla federalizme ve dayanışmaya karşı. Oysa Merkel-Sarkozy ikilisinin belirlediği AB politikası daha fazla bütünleşmeye dayanıyor. Büyüme ve İstikrar Sözleşmesi’nde mali politikalar çok daha katı kurallara ve Brüksel’in takibine bağlandı ancak bu değişikliklerin üyelerce benimsenmesi giderek zorlaşıyor. 

Güney Avrupa’da riskler büyüyor
Aşırı sağ AB çarkını geriye döndürmeye çalışırken Güney Avrupa da daha az kemer sıkma, daha çok dayanışmanın peşinde. Önce şunu hatırlatayım: Sarkozy-Merkel eksenini dağıtacak olan Hollande, seçim kampanyasında Büyüme ve İstikrar Sözleşmesi’nde yapılan değişiklikleri yeniden müzakereye açacağını söyledi. 6 Mayıs’ta, Fransızların yeni başkanlarını belirledikleri saatlerde, Yunanlılar da yeni hükümetlerini belirliyor olacaklar. Anketler mevcut istikrar programının arkasında durduğu varsayılan Yeni Demokrasi ile PASOK’un çoğunluğu alamayacağını söylüyor. Programa karşı partilerin yeni hükümete girmesi kaçınılmaz gibi duruyor. Yeni Demokrasi’nin lideri Samaras bunu görüyor olmalı ki yan çizmeye başladı bile. Yeni Yunan hükümeti Troyka (AB-AMB-IMF) tarafından desteklenen programı yeniden müzakere etmeye ve daha fazla taviz koparmaya çalışacaktır.
AB giderek daha yönetilemez hale gelirken piyasalar İspanya ve İtalya’yı endişeyle izliyorlar. İspanya’da şimdilik yönetim sorunu yok ama sağ hükümetin uyguladığı kemer sıkma programı teklemeye başladı. İtalya’da Monti hükümeti işgücü piyasası ve diğer yapısal reformları yapmayı başaramazsa bu ülke için de alarm zilleri çalmaya başlayacak. Dün yapılan 7 yıllık İtalyan Hazine bonosu ihalesinde faiz yüzde 3’ten yüzde 4’e yükseldi. İspanya faizleri ise yüzde 6’nın üzerinde.
Kriz çıkıp perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğunda euroyu yeniden yapılandırmanın riskini alamayan Avrupa seçkinleri, şimdi euronun kaotik bir şekilde dağılma riskiyle karşı karşıyalar.

http://www.radikal.com.tr/108597310859730

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.