Barış bu şekilde nasıl mümkün olacak?

Peki nasıl olacak bu kalıcı barış? Kiminle sağlanacak bu barış? 40 senedir devam eden bir mesele, Ağrı Pazar günü AKP'ye oy verirse bir anda bitecek mi? Barış süreci bu mesajlarla, bu suçlamalarla, bu tondan bir yaklaşımla nasıl devam edebilecek?

İmralı görüşmeleri ile başlayan sürecin çok fazla tarafı var.
Mit-Öcalan arasında devam eden görüşmeler, Öcalan-BDP arasındaki görüşmeler.
Öcalan-BDP-Kandil arasında gidip gelen heyetler, MİT kanalıyla Öcalan’la ve Kandil’le görüşen hükümet.
Bu görüşmelerin tarafı olan ama bugüne kadar doğrudan görüşme yapmayansa Hükümet ve BDP Selahattin Demirtaş şu soruyu defalarca sordu: "Hükümet bizimle görüşmeden barış nasıl olur. Konuşmadan nasıl ilerleriz?”
Soru cevapsız kaldı.
Dün Ağrı mitinginde Başbakan Erdoğan BDP-HDP’yi tehditle oy almakla, kadınları eve kilitleyip sandıklara göndermemekle, Bölücü örgütün parlamentodaki uzantısı olmakla, Kürtçülük üzerinden siyaset yapmakla, örgütü dağa çocukları kaçırmakla , BDP’yi de bu duruma sessiz kalmakla suçladı ve ekledi: “1 Haziran’da kalıcı barış istiyorsanız bize oy verin ”
Barış görüşmelerinin önemli bir tarafı olan BDP’yi “ ikide birde isimlerin değiştiriyorlar başkada bir işe yaramıyorlar” diye de tarif etti.

Peki nasıl olacak bu kalıcı barış? Kiminle sağlanacak bu barış? 40 senedir devam eden bir mesele, Ağrı Pazar günü AKP’ye oy verirse bir anda bitecek mi? Barış süreci bu mesajlarla, bu suçlamalarla, bu tondan bir yaklaşımla nasıl devam edebilecek?
Hükümet barış süreci görüşmelerine başladığında büyük sorumluluğun altına girdi.
Gelebilecek eleştirileri , baltalamak isteyenleri , yıllardır süren bu düzenden yararlananların engellemelerini göğüslemeyi göze aldı.
O zamana kadar da hiçbir siyasi partinin gösteremediği siyasi cesareti göstermiş oldu.
Bu süreçte gerek Kürtlerle barış için yılları harcamış gazetecilerden, akademisyenlerden, siyasetçilerden, düşünce kuruluşlarının bazılarından da büyük destek gördü.
Peki sonra ne oldu?
MİT yasasındaki değişiklikler dışında “barış sonunda sağlanıyor galiba” dedirtecek yeni hiçbir gelişme yaşanmadı.
Gelinen bu noktada eğer gençler hala dağa çıkıyorsa bir durup düşünmek gerekmez mi?
Çocuklar dağa kaçırılıyorsa bu konuda BDP ile işbirliği yapıp bunun da çözüm süreci çerçevesi içinde ele alınması gerekmez mi?
MİT İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşüyor. Kandil’le de görüşüyor. Ne olup bittiği, bunun örgüt içindeki bağımsız grupların işi mi yoksa farklı bir durumun sonucu mu? daha hassas araştırılması gerekmez mi?
Madem söz konusu olan yaşı küçük çocuklar ve bu konuda hassasiyet yüksek bu durumun devam etmemesi için ne yapmalıyız ya da neyi yapmadık diye sormak gerekmez mi?
Dağa çıkmalar her zaman devlet tarafından “ kaçırılıyorlar” diye tanımlandı.
Askerde böyle yaptı , geçmiş dönemin siyaseti de. Çünkü dağa çıkmanın nedenleri üzerine kafa yormak kimsenin işine gelmedi.
Şimdi barış sürecine rağmen dağa yöneliş varsa demek ki bir şeyler yolunda gitmiyor? Diye düşünmek gerekmez mi?
Eğer barış kalıcı ve samimi olacaksa bu mesele seçim mitingi malzemesi yapılmadan ele alınamaz mı?
Barış herkes için çok boyutlu ve zor bir süreç. Bu süreç bu şekilde nasıl ilerleyecek? Çözüm süreci bu gibi durumlarda çözüm ve diyalog üretemeyecekse niye var?
Bütün bu suçlamalardan sonra BDP-HDP‘nin de dahil olacağı bir çözüm süreci hala mümkün olabilir mi?
Hükümet bu işin muhataplarıyla daha da önemlisi Kürtlerin oyunu daha fazla alan HDP-BDP ile konuşmadan, çalışmadan ilerleyebilir mi?
Nevruz alanlarını dolduran on binlerce Kürt gencine başka şeyler söylemek gerekmez mi?
Sormak lazım..