'İstanbul'dan arkama bakmadan kaçtım'

İstanbul'u terk edip, arkasına bakmadan kaçan ve Selçuk'a yerleşen Hayko Cepkin'le yarı yolda, Çeşme Ovacık'ta buluştuk. Twitter yasağı, siyaset ve müzik üzerine sohbet ettik.
'İstanbul'dan arkama bakmadan kaçtım'

Şu Twitter yasağından başlayalım. Lanet olsun.
Bu kafa neyin kafasıdır.
Özgürlük sarhoşuyuz artık. Girdik bu sarhoşluk yolculuğuna, ayılana kadar da böyle devam edecek.

Kac Twitter takipçin var?
1 milyon 20 bin küsur.

Twitter yasaklanınca ne yaptın?
DNS ayarlarımı değiştirip ‘Pıstttt’ yazdım hemen. Yasakları delmek bu kadar keyifli olmamıştı. Kim ki iktidar olma hevesinde, bu günleri iyi anlaması lazım. Ağzımıza kocaman bir parmak bal çalındı. Bundan sonra gelenin, iktidar olmak isteyenin işi çok zor.

Sence sosyal medyaya getirilen kısıtlamaların, yasağın toplum nezdinde karşılığı var mı? Belki biz çok dar kalıpla bakıyoruz?
Ya bu da televizyon gibi bir şey. İstediğin yere girersin, istediğini seyredersin ya da seyretmezsin sana bağlı. Porno siteler varmış, mesajlar varmış filan. Sen girme! Görme!

Porno sitesine girebilmek de bir hak değil mi?
Legal porno sitesi yapılsın bence. Şifre verilsin çeşitli dönemlerde şifreler yenilensin filan. Kim kimin neyine nasıl karşı çıkabilir?

Twitter, YouTube bunlar hayatımızın ayrılmaz parçası haline geldi. İnsanlar sadece küfür etmek için oradalar demek çok basite indirgemiyor mu?
İnsanlar kısa cümlelerle doğru şeyleri anlatma yeteneğini geliştirdi. 140 karakterde aslında bir makale yazacağı şeyi anlatabiliyor. Doğru cümleler de kurmaya başlıyorsun. Zaten artık kim acemi kim yeni gelmiş ayırt edebiliyorsun. Abidik gubidik yazmışlarla işi kapmışları ayırabiliyorsun.

Niye takip ediyoruz birbirimizi?
Ben aslında genel olarak eğlenceli şeyler paylaşıyordum. Twitter hesabı açma sebebim de söz hakkım olsun istedim. Aslında daha önce sosyal medya ortamlarından hoşlanmadığımı, insanların çok çiğleşebileceğini söylemiştim. Sonra tabii mesleki ihtiyaçlar, hakkımızda çıkan yorumlar, haberler vs anında tepki ve karşılık verebilmek, söz hakkı sahibi olabilmek için Twitter denen mecraya katıldım. Mecbursunuz, düzen böyle artık. Twitter şahsi tarihimizi, duruşumuzu, hikâyemizi barındıyor aslında. Tabii anlatmak istediğin her şeyin, aklının yazıya dökülmüş hali ve serüveni.

Twitter’ın da hükümetin de dengelerini sarsan Gezi eylemleri oldu.
Kesinlikle. Bir kere siyasette gerçek bir muhalefet partisi olmadığını hâlâ düşünüyorum. Şu anda tek muhalefet partisi var, o da halk. Gençler Gezi’den önce “Yapamam” diyorlardı, şimdi “Niye yapmayayım ki, istediğimi yaparım” diyorlar. En önemli fark bu.

Muhteşem bir gençlik hareketi…
Ben gençliğin tam kıvamında olduğuna çok inanmıyorum ama. Biraz daha olgun yaşta ve çok akıllı yorumlarla iktidara karşı duran bir kitle var. Onları takip eden ve onları örnek alan daha genç bir kitle var. Bir de en genç kitle var ama onlar hâlâ işin makarasında. Gezi sürecinde de öyleydiler. Ama yolları bu tarafa yönelirse akıl yolunda faydalı gençler olacaklar.

Herkes politika konuşuyor mesela.
İyi değil ki bu. Başka ülkelerde başbakanın adını zor bilir insanlar. Oy verdim, seçtim o da bana hizmet edecek diye düşünüyorlar. Hükümetlerin olayı sadece ve sadece hizmet etmek olmalı. Ben başbakanın üzerine düşünmek zorunda olmamalıyım.

Senin konser kitlende de ailesi ya da kendisi AKP’li olanlar vardır...
Benim kitlem tam çorba ve çok mesut ve bahtiyarız. Beni dinlemeye gelenler arasında benim gibi giyinen çok az adam var. Bir kere “Kime ne, istediğimi yaparım’’ ruh haline döndü herkes. Çok ülkücü seyircim var.

Niye seviyor seni ülkücüler?
Bak işte bu da yanlış soru. Niye sorusu ayırıyor meseleyi. Ben onun için hiç sormuyorum. Onlar da bu yüzden rahatlar bence. Doğru. Ama hayat görüşün farklı. Ermenisin diye ülkücü gençlerle yan yana gelmezsin diye düşünür ya herkes, ben Türk Hava Kurumu paraşütçüsüyüm. Doğal olarak ülkesine her şeyden çok âşık insanlarla birlikteyim. Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarıyla rekor atlayışları yapıyorum, askerlerle, komutanlarla... Ve birbirimizi çok seviyoruz. İnan ki ülkücü dinleyenlerim bana Ermeni diye bakmıyor.

Berkin Elvan cenazesinde attığın twitt çok konuşuldu
“Biz de isterdik keyifli bir ülke selfie’si sunmak ama bizim selfie’miz de böyle” diye cenaze fotoğraflarını twitt attım. Cenaze üzerinden konuşmak istemem ama Berkin herkesin son umuduydu, onun için etkiledi insanları. Yaşam mücadelesi verirken yaşama tutunmaya çalışan ve 16 kilo kalmış bir canın haksızlığa, hakarete uğraması insanların çok tepkisini çekti. Son umut kırıldı.

Bu siyasi süreç, tape tartışmaları, son aylardaki toplumsal ruh hali seni nasıl etkiliyor? Besleniyor musun, daha mı politiksin?
Hiçbir şekilde beslenemediğim gibi elimden geldiğince konserleri iptal ederek gidiyorum. Okuduğum, dinlediğim ya da gördüğüm şey beni konser havasından çıkarıyor. Ayrıca o bileti alan dinleyicim de aynı şekilde o havadan çıkmış oluyor. Hazirana kadar anlaştığım konserleri yapacağım ama hazirandan sonra değişiklik istiyorum ben. Siyasi ortam insanların hayatını birebir etkilemese de yatağından mutsuz kalktığını söyleyen o kadar çok insan var ki. Sis perdesi, ağır bir ruh hali. Oysa Gezi’den müthiş bir mizah çıktı. Türkiye’de insanlar hep mizahtan beslendi. Eski Türk filmlerine bakın. Hep büyük mizah ustaları yetişti. ‘Hababam Sınıfı’ gibi.Ağır mizah var. Drama ve mizah, Türkiye’nin gerçeği bu. Macera, korku filan uymaz bize. Trajikomik dediğimiz noktadayız. Gerçekten düşünmeye kalkarsak gerçekten çok ağır yaşananlar. Mizahla sıyırmaya çalışıyoruz.

Bu mizah sadece İstanbul’un, büyükşehirlerin mizahı mı?
Hiç inanmıyorum. Gerçek Anadolulu bir konuşmaya başlasa çok farklı bir noktada oluruz bence

Müzisyenler, oyuncular, sinemacılar da uzak duruyor siyasetten.
Sanatçısın da nesin? Halktan biri değil misin? Şeye kızıyorum ben: “Sen sanatçısın, sanatına bak, karışma.” Yok ya, o zaman senin canın bir şeye sıkıldığında sen de bana karışma, kızma. Ne yaparsan kimseye yaranamıyorsun. Ben valla bu ülkeden sorumlu hissediyorum kendimi. Konuşmak istiyorum ben, fikrimi söylemek istiyorum. Benden çok daha geniş kitleye hitap edenler var ama ağızlarını açmıyorlar, sonra bir laf ediyorlar “Aaaaa ne dedi” oluyor. Neye en çok kızıyorum biliyor musun? Bu süreçte ağzını bile açmayıp sonra zaman değişti diye o zamana hizmet etmeye başlayanlara alkış tutan insanlar benim ne konserime gelsin ne de benimle ilgili bir şeye olumlu baksın.

Gezi’nin müziği sokağın sesi

Selçuk’a niye yerleştin?
Kaçtım İstanbul’dan.

Neden kaçtın?
Sıkıldım. Oysa kaostan çok iyi beslenebilen bir adamım. Bana bile çok geldiyse siz düşünün. Her sokağa çıktığımda biriyle kavga edebilme potansiyelini hayatımdan çıkarmak istedim. Sokağa çıkarken yanıma biber gazı mı alayım? Maske mi alayım diye düşünmek istemiyorum. Zaten istiyordum Gezi Parkı tuzu biberi oldu. Benim yıllardır geçtiğim sokağımda TOMA’nın park etmiş olması benim çok ağırıma gitti. Ailemin evinde gaz maskesiyle oturması ağrıma gitti.

Selçuk’ta uzak kalmayacak mısın ortamlardan?Tam tersi kafamı, cümlelerimi toparlayabiliyorum burada. Şimdi hayal kurabiliyorum mesela. Burada çok arkadaşım var. Küçücük bir barımız var orada buluşuyoruz.

Sence Gezi’yle başlayan sürecin müziği yapılabilir mi?
Yapabilirim ve canına okurum. Bu sürecin müziği bir tek şekilde yapılabilir: İnsan sesi üzerinden. Enstrümansız. Sadece sokağın sesi! Herkes sesiyle var ettı ve inletti sokakları. 140 karakterle şekil bulan yeni bir dil, yeni bir toplumsal muhalefet var. Sadece Türkiye’de de değil Occupy Wall Street’de, Tahrir’de... İnsanları artık kafese kapatamıyorsun.