Mahkemelerde kurulan cumhuriyet

Kamuya açıklanan gerekçelerle gazetecilerin ya da muhaliflerin gözaltına alınmasına tüm kalbimle itiraz ediyorum.

Haftada 3 gün yazınca, bu günler de cuma, pazar, pazartesi olunca, güncel gelişmelerle ilgili düşünceler eskimiş oluyor. Soner Yalçın ve arkadaşlarının gözaltına alınması da böyle oldu.
Evvela kendi düşüncelerimi eyyam yapmadan söyleyeyim.
Operasyon için kamuya açıklanan gerekçelerle gazetecilerin ya da muhaliflerin gözaltına alınmasına tüm kalbimle itiraz ediyorum. Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın tutukluluk hallerinin cezaya dönüştürülmesini de bu bağlamda sayıyorum.
Bu tutuklamaya “Oh olsun” kabilinden yazılar döktürenler, tüm yaşantıları boyunca bir bardak çaylarından bile vazgeçme cesareti gösterememiş olanlardır.
Üslupları mide bulandıracak kadar iğrençtir, insanlıktan yoksundur. 

Muhataba göre
Bunlarla aynı sınıfa giren bir başka kesim daha vardır. Bunlar da bu ülkede KCK davası, SDP tutuklamaları, eylemci öğrencilere operasyon yapılırken sesini çıkarmayıp “Oh olsun!” diyenlerdir.
Zulmün muhatabı Kürt olduğunda, Ermeni olduğunda, solcu olduğunda sırtını dönüp, şimdi itiraz etmek demokrasi aşkı değil riyakârlıktır.
İki kesim de birbirinin aynasıdır. Kıymetsizdirler.
Demokrat olabilmek, demokrat kalabilmek, ancak tutarlı olmakla mümkündür.
Hukuksuzluk, kime karşı yapılırsa yapılsın hukuksuzluktur.
Bir de üçüncü kesim var ki sadece zavallı olarak nitelemek mümkün.
Bunlar da bir kez olsun itiraz edebilmek için kırk dereden su nakliyesi yapanlardır.
Yok aslında fikirlerine katılmazlarmış da yok vaktiyle kendilerine epeyi iftira atmışlar da... ama yine de hoş olmamış da... böyle uzayıp giden eyyamcılıklar.
Yahu bir kez olsun hayatınızda net bir cümle kurun. Bu adamlar da düne kadar dışardaydılar, ne diyeceğiniz vardıysa deseydiniz. Madem demediniz, bu şerhleri şimdi koymak acizliktir. Beklersiniz, ancak eşit koşullara geldiğinizde, varsa sözünüz söylersiniz.
Öte yandan bu cılız, köksüz ve fikirden yoksun değerlendirmelerin birçoğu süreci doğru okuyamamaktan kaynaklanmaktadır.
Peki olan biten nedir? Nasıl okumak gerekir? 

‘Ne yapmalı?’
Bu cumhuriyet, sandığınız ya da inanmak istediğiniz gibi Meclis’te değil, mahkemelerde kurulmuştur. Mahkemeler eliyle de tahkim edilmiştir.
Şimdi de mahkemelerde dönüştürülmektedir, olan biten bundan ibarettir.
“O halde ne yapmalı” sorusunun cevabı, sınıfsal olarak nereden baktığınızla alakalıdır.
Madem itirazımızı yaptık, analiz kısmına geçebiliriz.
İki gün önce, bu ülkenin yüz akı, bilim insanı İsmail Beşikçi’yle hasbihal ettim.
Özgür ve bilimsel düşünebilmek, cesur düşünebilmek anlamındadır.
Bilimsel düşünenlerle politik eyleyiş içinde olanların düşünceleri her zaman örtüşmeyebilir.
Bilim sadece doğruluğu düşünürken politika konjonktürel bakabilir.
Gelgelelim hayat yalnızca bilimin temellendirdiği analizlerle açıklanabilir.
Bu sohbeti ve olup biteni, bir sonraki yazıda anlatmak üzere bu konudaki son sözümü şimdiden söyleyeyim: Aslolan içeride veya dışarıda olmanız değil, içeride veya dışarıda ne yaptığınızdır, nasıl yaptığınızdır.

.