Muhtar'ın billosuyla üzülmesi

"Vartanalılar Sümerlerden önce tabletleri bulmuş, ama 'İlerde iPad yaparız' diye kullanmamışlar. "

Medyamızdaki erkek taifesinin kısmı umumisi ‘geç ergenlik’ denen illete tutulmuş durumdadır. Bu tarife girenler, daha güccücükken “Hadi yavrum, göster bakalım emmilerine şerkometini” diyen ebeveynlerinin kurbanı olmuşlardır. Daha aklıselim ana-babaların elinde büyüyenler, bu ritüeli bilmeyebilirler. Çocuk şerkometini çıkarıp oradaki misafirlere gösterir ve herkes de ‘maşallah’ çekerek oğlanı alkışlardı. Bu illete küçüklüğünde bulaşmış olanlar, Halep eşşeği kadar olduklarında bile alkışı şerkometleriyle alma güdüsünden kurtulamazlar.
‘Şerkomet’in ne olduğunu bilmeyenler olabilir. Efendim, İsveçli ya da Norveçli, Allah bilir belki de İngiliz bilim adamlarının son keşfettikleri ‘Vartana’ uygarlığının dilinde erkek cinsel organına verilen addır.
Bu Vartana, Adıyaman diyarlarında definecilerin yaptığı kazı sonucu ortaya çıkmıştır. Vartanalılar meğer Sümerlerden önce tabletleri bulmuşlar ama “Ula buna yazı yazacağımıza ileride iPad olarak kullanırız!” diyerek tarihin en tembel uygarlığı unvanını kazanmışlardır. Fakat insanlık tarihindeki esas önemleri, psikanalizi ilk kullanan uygarlık olmalarıdır.
‘Öle ki kurtula’
Vartanalı mütefekkir Bûhtanius, büyüdüğü halde şerkometsiz düşünemeyen insanlar için “Öle ki kurtula!” demesiyle meşhurdur.
Bundan sonra her pazar günü, medyamızda şerkometiyle düşünen bir ‘geç ergenlik’ vakasını, ağaç gölgesi ya da kaya dibine yatırıp, Allah yarattı demeden, Vartana diliyle söyleyecek olursak, ‘cilivir’ edeceğiz. “Gayret bizden tevfik Allah’tan” diyerek bu haftayı Reha Muhtar’a ayırdık. (Cilivir: Bakırını çıkarmak)
Sayın Muhtar, cuma günü yazdığı yazıda Japonya’daki nükleer felakete üzülmek istemiş. Kendi üzüldüğü yetmezmiş gibi “Okuru da buna nasıl ortak ederim acep” diye düşününce malum şerkometi aklına gelmiş. Ne yazsam ne yazsam diye düşünürken Japonya’daki hovardalığını anlatarak üzülmekte karar kılmış.
Buyrun: “Tokyo’da yemyeşil çimlerin üzerindeki sanırım büyükelçinin rezidansında, muhteşem bir yemekli davet veriliyordu... Nurver Nureş Tokyo Büyükelçisi’ydi ve davet yüzlerce konuğun cıvıl cıvıl sohbet ettiği, döner kuyruklarının yeşil çimler boyu uzadığı kuyruklu yıldızların geçişini andıran bir albenide gerçekleşiyordu.”
Kuyruk da kuyrukmuş!
Vartana atasözlerinden birisi şöyledir: Nakış işlemeyi biliyon diye her yere iş işleme!
Muhtar, altı üstü bir döner kuyruğunu bile nakışlayarak fiyaka yapmaya çalışmış.
“Onu gördüğüm anda büyülenmiştim... Şık ve Batılı tarzda bir Japon kadınıydı... Güzeldi... Alımlıydı... Çekiciydi. Ve gerçek bir kadın gibi cazibesi olan bir kadındı.”
Gerçek bir kadın gibi cazibesi olan bir kadın olmak!!! Hemen telaş etmeyin. Burada kadınları övdüğünü düşünüyor aslında.
“O muhteşem Japon kadınını orada, yüzlerce davetlinin arasında gördüm... Benden muhtemelen 4-5 yaş büyüktü, 30 yaşlarında ya vardı ya yoktu... 29 Ekim gecesi davetine Tokyo’da bulunan tek Türk gazetecisi olarak katılacağımı söylemiştim, Tokyo Uluslararası Gazetecilik Enstitüsü’ne... Ortadoğu ülkelerinden 6-7 gazeteciydik Tokyo’da eğitim alan ve kursun başından itibaren Mısırlı gazeteci Türk gazeteci olarak beni kendisine ‘rakip’ seçmişti... Bu rekabetin kişisel olmaktan çok, etnik olduğunu seziyordum.”
Breh breh breh! Ağamız rekabeti bile etnik bir temele dayandırmadan rahat edemiyor. Belki de Mısırlı düpedüz tipine ifrit oluyordur. Durup dururken azmış hormonlarınla yaptığın saçmalıkları niye ‘milli mesele’ ediyon a be Muhtarım? Niye?!
Nitekim buram buram ırkçılık kokan nitelemelerle durumu açıklıyor:
“Arap(!) gazetecilerin bir kısmını alarak bir Arap (!) restoranında yemeğe gitmişti Mısırlı gazeteci, Türk Büyükelçiliği’ndeki davete gelmek yerine... Umurumun teki değildi, Mısırlı gazetecinin davranışı.”
Zurna detona olurken
Ünlemler bana aittir. Vartanalılar der ki “Kadını sevmeyen insanı sever mi hiç!” Esas zurnanın detone olduğu yer aşağıda:
“Ben gitmek istiyordum davete, Katarlı meslektaşım da Türk Büyükelçiliği’ndeki daveti görmek istiyordu. Ne ki o muhteşem kadını görünce yanımdaki Katarlı meslektaş fazlalık olmuştu. Gözlerimiz birbirini buldu, ateş Tokyo gecesini yakıyordu sanki. Bir anda o muhteşem cazibenin sahibi kadınla kendimizi yan yana bulduk. Katarlı gazeteci arkadaşımla bir üçlü oluşturmuştuk. Gecenin ışıklarının aydınlattığı çimenler üzerinde bir süre durmuştuk ki, ‘bir yerlere gidip eğlenmemizi’ istedi cazibeli kadın. Lacivert bir Tokyo gecesi bizi bekliyordu. İnanılmaz bir gece kulübüne götürdü cazibeli kadın bizi. Tavanda aynaların olduğu, loşla karanlık arası, çok lüks bir gece kulübüydü gittiğimiz. Katarlı meslektaşım biraz bizden uzaklaşmış, biz o muhteşem kadınla öpüşmeye başlamıştık.”
Önce Katarlıyla ‘üçlü’ olmuşlar, sonra Katarlı uzaklaşmış… Vay benim babam vaayyy. Neler olmuş neler! E gardaş, bu hovardalıktan çıktı, ‘orji’ midir nedir o sahillerde gezmeye başladın. Oldu olacak, kırıldı nacak; büyükelçiyle askeri ataşeyi de çağıraydın ‘beşli’ olaydınız. Hem yerli şahitlerin de olurdu. Şimdi çekemeyenler “Sallamış la!” demezler mi?
“Kocasından ayrılmak üzereydi muhteşem kadın ve muhtemelen bir şeylerin intikamını hayattan benim aracılığımla almaktaydı.”
Her geç ergen Türk erkeğinin “Cefasını kocası çeksin, sefasını ben süreyim” fantezisi!
“Hiroşima’ya gidip atom bombası yemiş yaşlı Japonlarla sohbet ederken Japon kadının tenimde yarattığı aşk, beni onlara yaklaştırıyordu.”
Yetiş ya Haydar Dümen! Muhtar, milliyetçi damardan sonra toplumcu damara da giriyor, zaptedemiyoruz! ‘Atom bombası yemiş’ ne demek? Akıl yandan yemişse böyle olur işte!
“Tokyo’da kaldığım bir ay boyunca ‘Türk hamamı’ denilen randevuevi türü yerlere merak için bile uğramadım... Zaten o yerlere gitmezdim, ne ki bu sefer nasıl olduklarını öğrenme zahmetine bile katlanmadım... Japonya’yı muhteşem bir kadından öğreniyordum zaten.”
Tez la! Bana değneğimi getirin. Hadi Japonlar necip ve asil milletimizin adını kerhanelerine vermişler diyelim sen ne diye duymamış olanlara da duyuruyon?
‘Politika yazsın’
İşte sevgili okur, sayın ki birisi bizim İzmit depremimizi boşanmak üzere olan bir Türk kadının intikam fantezisiyle anlattı ve Kurtuluş Savaşı kahramanlıklarımızla empati kurarken o kadının ‘muamelesine’ bağladı. Ayıp olmaz mı?
Bunun “Öpseydin liberal olurdu” diyen gebeşlerden ne farkı var?
İnsan hiç olmazsa boşandığı kadınlardan utanır.
Kusura bakmayın ama bunları siz bu hale getirdiniz. Her gazetede birkaç tane var.
Son sözü söylemeden önce Muhtar’ın muhterem annesi Ferdane Hanım’a kulak verelim, Tuluhan Tekelioğlu’nun yaptığı röportajda söylemiş: “Kadınlar hakkında yazdığı yazılardan pek hazzetmiyorum. ‘Sen bilgili, kültürlü bir çocuksun, bunca sene okudun. Böyle basit şeyler yazma’ diyorum. ‘Memleketin hayrına yaz’ diyorum. Politika yazsın, gericilere karşı yazılar yazsın istiyorum.”
Teyzemiz gerekeni söylemiş. Ben de anasının sözünü dinlesin istiyorum.
Kadınlar kurtulsun, ‘gericiler’ düşünsün!
Vartanalı Bûhtanius da der ki “Şerkometiyle üzülen, kunnigiyle sevinir!”
(Kunnig: Boşaltım organına verilen genel ad)

.