360 derece

Davutoğlu'nun ana muhalefet lideri ile yaptığı son görüşmeden sızanlar ülkenin içinde bulunduğu vahim tablonun pekala farkında olduğuna işaret ediyor.

İtiraf etmeliyim 2010 yılında Akif Beki’nin o meşhur “Davutoğlu’nun ben idraki” başlıklı yazısını okuduğumda ona kızmıştım.[i] Bu yazının o vakit zamansız olduğunu düşünmüştüm. Hocaya hüsnüniyet beslediğimizden üzülmüştüm. Gel gör ki aradan geçen beş yıldan sonra Beki’ye haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Hele hele şu son birkaç ayda gördüklerimiz ışığında Beki’nin konuyu tam da merkezinden isabet ettirdiğine kanaat getirdim.

Malum Hoca geçenlerde yine pot kırarak IŞİD’le aramızda “180 derece değil 360 derece fark var” sözüyle geometri alanında bir sarsıntı yarattı. Fakat dikkatlerden kaçan o cümleden bir önceki cümlesi. Orada “kimsenin vatandaşımızın kılına dokunmasına izin vermeyiz!” diyor. Bu cümleyi dinlediğinizde sadece dört gün önce başkentinin göbeğinde 102 vatandaşı hunharca katledilmemiş biri konuşuyor intibaını edinebilirsiniz. Üstelik bağıra bağıra gelen bu saldırıya ilişkin – kendisini taziye evinin adresi olarak görürken – sorumluluk makamında oturan kişi olarak işin sorumluluk tarafına girmediğini görüyoruz. 

Sn. Başbakan bunu maalesef çok yapıyor. Tevazu göstermesi, kameraların karşısına geçip yaldızlı laflar edeceğine işine gücüne bakması gerekirken onu mütemadiyen iddialı lafların edildiği demeçler verirken görüyoruz. Gün geliyor “talimat verdiğini” anlıyoruz, gün geliyor “direktif verdiğini” duyuyoruz, gün geliyor “tarih yazıldığını” öğreniyoruz ama her nedense sahada - yani realitede – değişen pek bir şey yok. Esasında bu paternin dışişleri bakanlığı döneminde ipuçları vardı ama biz o zamanlar toz kondurmadık. Beş yıl önce Kudüs’ü Filistin’in başkenti yapacağını, üç yıl önce Esad’ın artık yıllar değil bir kaç ay, hatta birkaç hafta içerisinde gideceğini, Mescid-i Aksa’da hep birlikte namaz kılacağımızı müjdelemesi gibi ifadeler maalesef ortada. Bu lafları bu ülkenin dışişleri bakanı olarak etmesinin maliyetini halen ödüyoruz.

Davutoğlu’nun ana muhalefet lideri ile yaptığı son görüşmeden sızanlar ise ülkenin içinde bulunduğu vahim tablonun pekala farkında olduğuna işaret ediyor. Peki Sn. Başbakan olup bitenin farkında olduğu halde neden kongrede eline tutuşturulan MKYK listesini kabul etti? Neden vesayet altındaki bir başbakanlığa razı oldu? Beki’nin işaret ettiği “ben idraki” ile alakalı olabilir mi acaba?

Bölgede ve memlekette olayların oldukça hızlı geliştiği ve siyasetçilerin zamanın ruhunu okumakta oldukça zorlandığı vakidir. Ne var ki, 16 şehidimizin olduğu Dağlıca saldırısından hemen sonra kamuoyu yoklamalarında yükseliyoruz demek, 102 insanımızın havaya uçurulduğu Ankara saldırısından sonra oylarımızda yükseliş var demek tam anlamıyla bir talihsizliktir. Bir Başbakan’ın – hele hele mektep medrese görmüş bir Başbakan’ın – henüz cenazelerin acısı ve öfkesi dinmemişken ağzından çıkanı iyi tartması lazım. Bakınız parti kurmaylarının dışarıya sızan toplantılarında bile artık “kamplaşmadan AK Parti olarak alacağımız aldık” deniyor.

Giydiğiniz mavi kareli ceketten tutun da Demirtaş ile girdiğiniz ağız dalaşına kadar vesayeti altında olduğunuz kişiyi taklit etmek sırıtıyor be Hocam. Tıpkı Gezi protestolarında mütemadiyen şeytanlaştırdığınız CNN’e mülakat verirken aldığınız haz nasıl sırıttıysa üçüncü havaalanını kıskandığını iddia ettiğiniz Merkel’le boğazda poz vermeniz de sırıttı.

Esasında adınızı ve hikayenizi kurtaracak altın fırsat kongrede önünüze geldi. O MKYK listesini size dayattıklarında bassaydınız istifayı şimdi çok farklı bir yerde olacaktınız.

Olmadı.

Gele gele geldiğiniz yer 360 derece dönerek gelinen yer oldu.

[i] Akif Beki, “Davutoğlu’nun ben idraki”, Radikal, 15 Haziran 2010 http://www.radikal.com.tr/yazarlar/akif-beki/davutoglunun-ben-idraki-1002657/