Bataklığın merkezine yol almak

Ankara süratle bölgeden dezangajmana gitmesi gerekirken daha da fazla mezhepsel ve siyasal çatışmanın tarafı olmaya hevesleniyor.

Bizim İslamcılar Ortadoğu bölgesinden bataklık olarak bahsedilmesinden hiç hazetmezler. Bunu oryantalist bir tasvir olarak görürler. Her ne kadar bu tabiri o niyetle kullanan bazı mahfiller olsa da bu terim çoğunlukla bölgede olan bitenin karmaşıklığını ve sık sık da içinden çıkılmaz çelişkilerine atıfta bulunmak amacıyla telaffuz edilir. Ankara bu günlerde aldığı bazı kritik dış siyaset kararlarıyla giderek artan bir oranda bu bataklığın merkezine doğru yol alıyor. Yemen’de sözüm ona İran’ın bölgede artan etkisine karşılık Suudların liderliğindeki Sünni kampa katılma kararı alan hükümetimiz tehlikeli sularda yüzüyor. Hükümet ya Türkiye’nin enerjisini tüketecek işlere giriştiğinin idrakinde değil ya da ideolojik körlüğü o denli gözlerini karartmış ki olan biteni görmek istemiyor.

2002 yılında AKP iktidara geldiğinde Türkiye’nin dış ilişkilerinde Batı ve Doğu arasında gerçeklerle bağdaşmayan bir dengesizlilk vardı. Hükümet o zaman doğru bir iş yaparak hem komşuluk alanıyla hem de Çin ve Rusya gibi ülkelerle ilişkilerini geliştirerek genel konumumuza sağlıklı bir denge getirmişti. Bir ayağımız Avrupa’da diğer ayağımız Doğu’da idi. Bu siyaset 2010 yılına dek te Türkiye’nin ulusal çıkarlarına oldukça olumlu hizmet etti. 2010 yılına geldiğimizde özgüvenimiz fazlasıyla şişmeye, ayağımız yerlerden kesilmeye başlayınca Arap dışişleri bakanlarına yakında Kudüs’te namaz kılacağımızı vaad edip Saraybosna’da bütün Balkan ülkelerini ürkütecek konuşmalar yapmaya başladık. Sıkletimizin üzerinde işlere el atmaya, söylemimiz ile kapasitemiz arasındaki uçurumu umursamayan dış politika pozisyonları almaya başladık.

Arap Baharı ile birlikte bu ayarsızlığın sonuçları daha da fark edilir oldu. Suriye’deki yanlış hesaptan geri dönemeyeşimiz, oradaki radikal unsurlara destek vermemiz ve sahadaki realitelere göre siyasetimizi kalibre edemeyeşimiz dış siyasetimizin dengesini temelden bozdu. Mısır’daki darbeye verdiğimiz orantısız tepki, oranın içişlerine yaptığımız müdahaleler, Libya’daki İslamcı grupları tanımamız ve onlara destek olmamız gibi bir dizi yanlış iş Türkiye’nin dış politika oksijenini tüketmeye başladı. Bu yüzden Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesine, bize en yakın soydaşlarımız olan Kırım Tatarlarının zorda kalmasına sesimizi çıkaramadık. Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz fiilen askıda. Washington Ankara ile ilişkilerinin seviyesini düşürdü. Anlayacağınız 2002’de şikayet ettiğimiz dengesizlik bu sefer tam tersine döndü. 2002’de Doğu ile olan ilişkilerimiz yetersiz iken bu kez terazinin ayarı Batı ile olan ilişkilerimizin aleyhine bozuldu.

Bunlar yetmezmiş gibi şimdi bizim hükümet Yemen’de Suudların İran’a karşı sürdürdükleri bıktırıcı kavgada taraf oldu. “Komşularla sıfır sorun” şiarı ile yola çıkan hükümet Kahire, Tel Aviv, Şam ve Bağdat’tan sonra Tahran ile de oldukça tehlikeli bir dönemece giriyor. Bölgede dost ve düşmandan siyasetimizle ilgili iyi bir söz duymak mümkün değil. Bıyık altından gülenden tutun içine düştüğümüz durumdan zevk alana kadar her türlüsüne rastlamak mümkün. İçine girdiğimiz bataklığı doğru dürüst tanımadığımız, insan kaynak ve kapasitemizin buralarda at koşturmaya müsait olmadığı açıkken şimdi de bu bataklığın tam göbeğinde kol bükmeye yeltenen bir anlayış görüyoruz.

Ankara süratle bölgeden dezangajmana gitmesi gerekirken daha da fazla mezhepsel ve siyasal çatışmanın tarafı olmaya hevesleniyor. Yeni bir güvenlik dengesinin oluşmasının zaman alacağı belli olmasına rağmen imkan ve kabiliyetlerimizi bu bataklıkta tüketmeye istekli olduğumuz anlaşılıyor. Lafı fazla uzatmak istemiyorum. Türkiye’nin bu şartlarda Yemen’de işi yok. Hele Suudların Tahran’a karşı devam eden kayıkçı kavgası bağlamında hiç yeri yok. Türkiye’nin yerlerde sürünen itibarını bu mezhepsel oyunda iyice iki paralık etmeyin.

Belki de bu duruma şaşırmamamız lazım. Gezi’den beri iflah olmayan bir mezhepçilikten medet uman “hakim parti” anlayışının Yemen’de zuhur etmesi pek de sürpriz olmadı. Bataklığın tam göbeğinde raks etmek isteyenlerin elbette bunun bedelini ödeyecekleri günlerin yakın olduğunu hatırlatmak bize düşsün.