Bir ihtimal daha var

Türkiye'nin behemal kararlı bir liderliğe, inandırıcı kadrolara, modern siyasetin araçlarını etkin kullanabilen, daha genç ve toplum dokusuyla uyumlu bir siyasal aygıt inşa etmesine ihtiyacı var.

Pazar gecesinden bu yana neden böyle oldu sorusuna oldukça kapsamlı ve büyük oranda akla yatkın açıklamalar yazıldı, çizildi. Ben de kendimce önemli olarak gördüğüm çıkarımımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

1 Kasım günü Türkiye seçmeni bilinçli bir tercih yaptı. Bizim temennilerimize ve beklentilerimize uygun olmasa da bu rasyonel bir tercihti. Seçmen 7 Haziran seçiminden sonra – büyük oranda Devlet Bahçeli’nin uzlaşmaz tavrında sembolleşen – makul bir koalisyon kurma zorluğunu, potansiyel olarak 2016’da bir üçüncü seçimi ve onunla birlikte gelen belirsizliğin güvenlik ve ekonomik maliyetini taşımak istemedi. Bunun yerine – yolsuz ve otoriter olduğunu bildiği –  fakat tanıdığı ve geçmişte hizmet vermiş olan siyasal aktöre şans tanımayı tercih etti.

Peki neden böyle oldu? Çünkü seçmene ölümü gösterip onu sıtmaya razı ettirdiler. Bunda o kadar başarılı oldular ki kendileri bile aldıkları oy oranına şaşırdılar. Bize bu sonuca hayırlı olsun demek dışında bir şey düşmez. Türkiye muhalefeti, özellikle MHP, 7 Haziran sonrasında yakalanan tarihi normalleşme fırsatının heba edilmesinin bedelini elbette ödeyecektir, ödemelidir de. 

Benim yazılarımı okuyanlar bilir. Yaklaşık üç yıldır her fırsatta yazıyorum. Türkiye’nin en temel meselesi 13 yıldır beş genel seçim, üç yerel seçim, iki referandum ve bir cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesine rağmen halen aklı başında ve seçmen nezdinde kredibilitesi olan bir muhalefetinin olmamasıdır. Bu gerçek Türkiye’yi alternatifsiz bırakmakta 1 Kasım’da bir kez daha gördüğümüz üzere seçmeni tek bir partiye mahkum etmektedir. Bunu bilen iktidar hoyratlaşmakta, yolsuzlaşmakta ve otoriterleşmekte beis görmemektedir. Buna rağmen 13 yılın sonunda mevcut muhalefet partileri halen seçmen nezdinde devleti, ekonomiyi ve dış politikayı emanet edebilecek kadrolara sahip olmaktan oldukça uzaklar.

Türkiye’nin behemal kararlı bir liderliğe, inandırıcı kadrolara, modern siyasetin araçlarını etkin kullanabilen, daha genç ve toplum dokusuyla uyumlu bir siyasal aygıt inşa etmesine ihtiyacı var. Bunu seçimden hemen sonra yazmama şaşırabilirsiniz ama var olan partilerle sonuç almak mümkün değil. Bunu 7 Haziran sonrasında çoğunluk oldukları halde meclis başkanını bile seçemeyen stratejik akıl yoksunluğunda, işbilmezliğinde ve aymazlığında açık bir şekilde gördük.

Yeni bir siyasal hareket kimlik siyaseti temelinde değil, fikirler ve prensipler ekseninde kurgulanmalıdır. Maalesef mevcut partiler mezhepsel ve ideolojik kimliklere hapsolmuş durumda. Bunda Erdoğan’ın kutuplaştırıcı ve ötekileştirici siyasetinin önemli bir etkisi var. HDP radikal demokrasi ihtiyacının bir kısmına cevap vermeye çalışsa da bu partinin kendi içinde barındırdığı kısıtlamalar hepimizin malumu.

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yeni bir siyasi hareket “makul merkezi” tekrar inşa etmelidir. Biliyorum yüzde 10 baraj, iktidarın medya ve işadamları üzerinde kurduğu etkin baskı ve devlet aygıtını hukuk tanımasızca kendi lehine kullanması yeni bir siyasi hareketin ortaya çıkmasını oldukça zorlaştırmaktadır. Bunun zor ve meşakkatli bir iş olduğunun da farkındayım. Fakat bu siyasal aktörü inşa edemediğimiz sürece daha çok hayalkırıklığı yaşayacağımız belli.

Her seçimde mevcut partilerle bir mucizenin gerçekleşmesini bekliyoruz. Olmuyor işte. Einstein’ın dediği gibi “aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek aptallıktır.”

Önümüzde dört yıl var. Tercih sizin.