Birbirimizin çocuklarını öldürerek barış getiremeyiz

Bir süredir kabileler halinde yaşayan bu toplumun duygusal dokusu çok zedelenmiş. Dört yıldır mütemadiyen ötekileştirici, kutuplaştırıcı ve adalet yoksunu bir siyasal iklimde yaşayan insanların artık ortak bir ülkü ve kader birliği içerisinde olmayı bırakın birbirilerini boğazlamak için hazır ol da beklediği zehirli bir siyasi iklimin içerisindeyiz.

 

Amerikan eski başkanlarından Jimmy Carter 10 Aralık 2012 günü – yani Bush’un Irak’a müdahale etmeye hazırlandığı bir dönemde – Oslo’da Nobel Barış Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Savaş bazen gerekli bir kötülük olabilir. Ama, ne kadar gerekli olursa olsun her zaman bir kötülük olmaya devam edecektir. Asla iyi bir şey değildir. Birbirimizin çocuklarını öldürerek birarada yaşamayı öğrenemeyiz.”

Bugünlerde yaşadıklarımızın ruhuna dokunan cümleler...

Ne de olsa 30 yıldır sonuç getirmediğini bildiğimiz savaş hali ile tekrar yatıp kalktığımız, her iki tarafta da milliyetçilik naralarının üst perdeden atıldığı, daha fazla kanın talep edildiği günlerdeyiz.

Tanıdığım – daha doğrusu tanıdığımı zannettiğim – bir sürü aklı başında gibi görünen, iş-güç sahibi insanın, yurtdışında eğitim görmüş kariyer sahibi kişilerin dahi içinde bulunduğumuz çatışma ortamının bozulan psikolojisinde “Türk’ün gücünü” göstereceğini vaad eden görüntülere bakıp ne derece memnun olduklarını izleyince ürküyorum. Yerde yatan şantiye işçilerine bağıran bir özel harekatçının sesiyle heyecanlanıp daha fazla kan isteyen, daha fazla ölüm isteyen yorumlarını okuyunca bu ülkedeki duygusal kopuşun boyutlarını daha iyi görüyorum.

Bir süredir kabileler halinde yaşayan bu toplumun duygusal dokusu çok zedelenmiş. Dört yıldır mütemadiyen ötekileştirici, kutuplaştırıcı ve adalet yoksunu bir siyasal iklimde yaşayan insanların artık ortak bir ülkü ve kader birliği içerisinde olmayı bırakın birbirilerini boğazlamak için hazır ol da beklediği zehirli bir siyasi iklimin içerisindeyiz.

Ülkeyi bu menhus iklimin içine sokanlar bir gün hesap verir mi acaba?  

Etnik milliyetçilik siyaset bilimi tarafından yoğun olarak çalışılmış bir konudur. Etnik milliyetçiliği silahla, zorla bastırmak mümkün değil. Uzun vadede etnik milliyetçilik galip geliyor. Dünya’da çok örneği var. Bugün etrafımızdaki coğrafyanın radikal bir dönüşümden geçtiği bir dönemde Kürt meselesi de bir etnik milliyetçilik meselesi halini almıştır. Bunun panzehiri temel hak ve hürriyetlere dayanan özgürlükçü bir demokrasidir. Tüm yurttaşların kültürel kimliklerinin anayasal güvence altında olduğu birinci sınıf bir demokrasi. Emin olunuz ki ya böyle bir demokrasi tesis edeceğiz ya da bu ülke bölünecek.

Normal ülkelerde siyasal liderlik tarif ettiğim demokrasinin şartlarını hazırlar. Böyle ülkelerde 30 yıllık kan ve şiddetin sonuç vermediği görülür ve müzakere ile sorunun çözümüne uğraşılır. Müzakereyi denedik, çatışmasızlık sağlandı ama HDP %13 oy alıp iktidar kaybına sebep olunca süreç tukaka oldu. Hoş PKK da dünden razıymış tekrar çatışmaya. Tekrar tetiğe basmak için pek sabırsızlarmış. Anlayacağınız stratejik akıl iki tarafta da yok!

Bizim devletin bu sorunu çözememesinin en önemli nedenlerinden biri devletin içinde ne sorunun tanımı ne de çözümüne ilişkin bir mutabakatın olmamasıdır. Mutabakatı bırakın çözümüne ilişkin her kafadan ses çıkar. Tam bir kakofoni. 30 yıldır ne sorunu tanımlayabildik ne de çözülmesine yönelik doğru dürüst bir adım atabildik. 2015 yılında geldiğimiz nokta yine ölüm, şehadet ve keder. Peki ya çözüm? O yeteri kadar kan akıp iki taraf ta yorulduktan sonra belki tekrar konuşulur. Ama Kürtler zamanın kendi lehlerine olduğunu biliyor. Genç neslin Türkiye ile aidiyet bağı çok farklı. PKK bunu biliyor. Yani çözüm mukaderrat değil.  

2011 yılında hatırlayacaksınız seçimden önce terör yine şiddetlenmişti. Kimbilir hangi taraf sözünde durmamış ve tekrar silahlar konuşmaya başlamıştı. O zaman oğlum 6 yaşındaydı. Akşamları şimdilerde olduğu gibi TVlerde şehit haberleri vardı. Bir gün bana “baba ben askere gitmeyeceğim” dedi. Neden diye sorduğumda bana verdiği cevap “baba askerde insanlar ölüyor” oldu. Ona o askere gidene kadar bu sorunun çoktan çözülmiş olacağını ve endişe etmemesi gerektiğini söyleyip konuyu kapatmıştım.

Ama gerçekten öyle olacak mı emin değilim.

Çünkü halen birbirimizin çocuklarını öldürerek barış getiremeyeceğimizi öğrenemedik...