Büyük fotoğraf

Önümüzde iki yol var. Ya bu büyük fotoğrafı doğru okuyup derhal barışa dönüp ulusal bütünlüğümüzü tesis etme yolunda yaralarımızı saracağız ya da "verin 400 milletvekilini bu iş huzur içerisinde çözülsün" diyenle "Büyük Kürdistan" peşinde koşanların oyununa geleceğiz.

Size de hiç seçim yapılmamış gibi geliyor mu?

Bana öyle geliyor...

Yapıldıysa da 258 sandalyeli bir azınlık nasıl oluyor da bu ülkenin kaderini belirleyen bir sürece imza atabiliyor?

Belki de Baykal’a sormak lazım bu işleri... O biliyordur...

Bu yeni savaşın Urfa’da iki polis memurumuzun şehit edildiği gün başladığını mı zannediyorsunuz?

Eğer öyle düşünüyorsanız hafıza tazeleme zamanı.

Zamanında “ovada siyaset yapsınlar” dediğimiz HDP’ye seçim boyunca yapılan saldırıları ve tabii ki 5 Haziran Diyarbakır bombalamasını bir yere park edelim. Seçimin hemen ertesi günü Başbakan Yardımcısı ve çözüm sürecinin önemli aktörü Yalçın Akdoğan’ın “HDP bundan sonra çözüm sürecinin filmini yapar” ifadesini de kaydedelim.

Bu açıklamadan sadece bir gün sonra Diyarbakır’da HÜDA-PAR’a yakınlığıyla bilinen İhya-Der Başkanı Aytaç Baran’ın ve misilleme olarak 3 HDP’linin öldürülmesini hatırlayalım. Yani seçimin hemen sonrasında kampanya süresince devam eden olağanüstü halin devamı.

11 gün sonra da Suruç’ta katliam. Dün ölen Vatan Budak’la birlikte 33 gencin katledilmesi. Aynı gün Müsellim Ünal’ın Adıyaman’da şehit edilmesi.

İnfial.

Bu katliamdan iki gün sonra korkulan oluyor ve sabah saatlerinde Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde evlerinde şehit edilen 2 polis memuru ve şiddet sarmalının resmen başlaması.

28 Temmuz’da Erdoğan “Çözüm Süreci bitmiştir, HDP’li vekillerin dokunulmazlığı kaldırılsın” açıklamasını yaparken ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin önde gelen milletvekilleri hakkında dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik fezlekelerin TBMM’ye yollanması.

Bu arada HDP kapatılsın tadında yazı ve açıklamaların medyada yer alması.

Sonrası hepimizin malumu.

Bu fotoğrafa bakınca bu ülkenin siyasal birliği için çok endişeli olduğumu ifade etmeliyim. Büyük bir duygusal kopuş yaşanıyor. Uludere/Roboski’de sorumluların ortaya çıkarılamaması ile başlayan kopuş “çatışmasızlık hali” bir nebze yatıştırılabilmişti. İnsanlarımız ümitlenmişti. Sonra geçen sonbaharda Kobani oldu. Düştü düşecek diyerek Kobani’nin Kürtler nezdine ne anlama geldiğinin tamamen ıskalanması.  

7 Haziran gecesi Türkiyelileşeceğim diyen HDP’nin 13.1 oy oranını yakalaması. 258 milletvekili ile azınlığa düşülmesi ve filmin kopması.  

Seçim sonucunun gösterdiği gibi muhafazakar Kürtler iktidara sırtlarını dönerken 5 Haziran mitinginde yapılan bombalı saldırı, Suruç Katliamı, iki saldırıdaki faillerin kimlikleri ve Suruç’tan bu yana saldırıyı kınamayı bırakın adeta katledilenleri suçlu bulan açıklamaların üst üste gelmesi Kürtlerin duygusal kopuşunu daha da hızlandırdı.

Kürtler artık muhafazakar veya seküler oldukları için değil Kürt oldukları için - yani etnik aidiyetleri çerçevesinde - oy veriyorlar. Bu gerçeğin ulusal bütünlüğümüz açısından ne kadar sıkıntılı olduğunu izah etmeme gerek olmadığını düşünüyorum.

HDP’yi PKK’dan uzaklaştırıp sivil muhatabın güçlenmesini sağlamak yerine HDP ve Demirtaş’ı şeytanlaştırarak PKK’nın kucağına itmek...

Amerikayı bir kez daha keşfetmeye gerek yok. Etnik milliyetçiliğin silahla bastırılamayacağı biliniyor. Müzakere edeceğiniz sivil bir muhataba ihtiyacınız var. O muhatap terör örgütünün başı Öcalan değil HDP olmalıdır.  

Terörle mücadele sadece silahla yapılmaz. Aynı zamanda fikirle, siyasal psikoloji ile yani akılcı siyasetle yapılır. Bölgede bir asırlık düzenin yıkılıp yerine neyin geleceğinin belli olmadığı, IŞİD gibi yamyamların egemenlik sahası elde ettiği, koca koca ülkelerin gözlerimizin önünde yıkıldığı bir coğrafyada en son yapılması gereken yeni bir silahlı mücadeleye girişmektir.

PKK içerisinde Türkiye’den ayrılmak isteyenler herhalde zevkle ellerini ovuşturuyorlardır. Bekledikleri fırsat sonunda önlerine kadar geldi. Irak ve Suriye’de olduğu gibi Türkiye’de de Kürtlerin merkezi otoriden kopmalarını sağlayacak siyasal ve psikolojik şartlar oluşmaya başladı. 

Önümüzde iki yol var. Ya bu büyük fotoğrafı doğru okuyup derhal barışa dönüp ulusal bütünlüğümüzü tesis etme yolunda yaralarımızı saracağız ya da “verin 400 milletvekilini bu iş huzur içerisinde çözülsün” diyenle “Büyük Kürdistan” peşinde koşanların oyununa geleceğiz.