Çıkış arayışı

Siyasetin ana yapısal sorunu AKP'nin boşalttığı merkezin hiçbir aktör tarafından doldurulamamasıdır. Muhtemelen Türkiye 2019'a kadar siyasal istikrarsızlıkla çalkalanacak.

Siyasetin ana yapısal durumunda pek bir değişiklik yok. 7 Haziran gecesi memlekete hakim olan iyimserliğin yerini iç daraltıcı bir kötümserlik aldı. Neden? Çünkü siyasi aktörlerin durumlarında – biri hariç – önemli bir değişiklik olmadı. AKP halen en büyük parti. Evet tek başına hükümet kuramıyor ama onsuz da hükümet kurmanın zorlukları daha iyi idrak edilmeye başlandı. Son dört yılla hesaplaşmanın kolay olmayacağı anlaşılıyor. Seçmenin partilerden talep ettiği uzlaşma reel düzlemde düşünüldüğünde çok daha zor gözüküyor.

Hayırlı şeyler de olmuyor değil. Mesela MHP’nin durumu artık daha iyi anlaşılır oldu. Ortalama seçmen için kapalı bir kutu olan bu partinin bu çerçevede ne söylediği daha iyi görülür oldu. İktidar partisinin içi kazan gibi kaynıyor. Oranın içinde önce bir koalisyon kurulmalı ki sonra başka bir parti ile pazarlığa oturulabilsin. O mahallede de bazı olumlu işaretler görülüyor. Olan bitene tahammül edemeyen bazı unsurlar konuşmaya başladı. Muhtemelen çoğumuzun tahmin ettiği ama şu saate kadar duyulmayan ifşaatlar artacaktır. CHP halen Baykal tiyatrosunun partiye maliyeti ile yüzleşmekte. Yine de CHP en uzlaşmacı ve yapıcı yaklaşımı gösteren siyasal aktör. Kılıçdaroğlu’nun Bahçeli’ye başbakanlığı teklif etmesi yabana atılacak bir fedakarlık değil. Bu teklif Bahçeli’nin hareket alanını da daraltmış gözüküyor.

İki yıldır bu köşede yazdığımız gibi ana yapısal sorun AKP’nin boşalttığı merkezin hiçbir aktör tarafından doldurulamamasıdır. Türkiye Erdoğan’ın otoriterleşmesinden yoruldu. Toplumsal yaşamın her alanında görülen yozlaşma, keyfi yönetim ve hukuksuzluk insanları bezdirdi. 7 Haziran Türkiye’ye bir miktar zaman kazandırdı. Erdoğan’ın başkanlık sistemine şimdilik dur denildi. Ne var ki, ana sorunumuza çare olmadı. Ana sorun yeni bir siyasal aktörün siyasetin merkezine talip olmasıdır. Bu merkezin ana fonksiyonu her bir tarafa savrulmuş makul siyasetçileri taze kanla sentezleyerek siyaset sahnesinin merkezini yeniden inşa etmek olmalıdır. Seçimden sadece iki hafta sonra böyle bir iddia ile ortaya çıkmak bir çoğunuza garip gelebilir ama koalisyon peşrevlerinin gösterdiği gibi partilerin çoğu tıkanmış durumda. HDP hariç hiç biri Türkiye için yeni birşey söylemiyor. İnandırıcılıkları yok. Kadroları eskimiş. Türkiye’nin devasa sorunlarına cevap olabilecek aktörler göremiyoruz.

Ersin Kalaycıoğlu’nun belirttiği gibi muhtemelen Türkiye 2019’a kadar siyasal istikrarsızlıkla çalkalanacak. Bu krizin önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde yeni bir siyasal aktör üretmesi kaçınılmaz gibi. Bunu engelleyebilecek tek olasılık AKP içerisinden bazı dinamiklerin ortaya çıkıp kendilerini son dört yılın gelişmelerinden soyutlamaları ve Erdoğan’a meydan okumalarıdır. Bu ihtimal bile çok sıkıntılı ve başarılı olma şansı çok belirsiz gibi gözüküyor. Doğal olan 2019 yılına kadar Türkiye’nin çalkantılı ve istikrarsız bir şekilde yoluna devam ederken krizden çıkışın taşıyıcısını aramasıdır.

Bugün Türkiye’de yeni bir çıkışın önündeki en önemli engel zihinlerdeki kalıplardır. Klasik sağ-sol bakış algısıdır. Zihinlerde kalıplaşmış kurumları, partileri ve kişileri bir ön kabul gibi değişmez olarak görmektir. Merkezin inşası taze bir bakış açısı gerektiriyor. Görüldüğü üzere son onbeş ayda Türkiye üç seçim yaptı ve yapısal soruna halen çare bulamadı.

Nobel ödüllü Fransız yazar André Gide’nin belirttiği gibi “kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez...”