Değer mi?

Bu gidişatın gidişat olmadığını sen de biliyorsun ama hep içinde olup biteni görmemeyi sağlayacak bir sebep buluyorsun değil mi?

Soruyorum eski arkadaşlarıma?

Değer mi?

Bu yanlışın, bu baskının, bu akıl tutulması halinin sorumluları ile aynı yerde olmaya değer mi?

Gezi’yi size bir Alevi ayaklanması olarak anlattılar. Faiz lobisinden dış güçlere kadar bin türlü dereden getirilen komplo teorisi ile yatıştırıldınız. 17-25 Aralık’ta çarşaf çarşaf ifşa olan yolsuzlukları darbe teşebbüsü olarak size takdim ettiler. Onu da benimsediniz. Yerel seçimde inanılmaz bir devlet ve iktidar gücüyle, izah edilmesi zor rakamlar harcanarak seçim kotarıldı. Durumu idare eder gibi oldunuz. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilince acaba bu kötü günler atlatıldı mı diye ümitlendiniz. Ama yaşanılanlardan sonra Türkiye’nin artık durulmayacağını göremediniz. 

Ankara’da halkın iradesi Mansur Yavaş’tan yana tecelli edip gece yarısı oylar çalındığında sesinizi çıkartmadınız. Hatta bazılarınız bunu nasıl yaptıklarını böbürlenerek anlattığında bunun yapılması gerektiğine inandırdınız kendinizi. 7 Haziran’da milli irade çok net bir mesaj verdi onu da Külliyeniz külliyen red edince koalisyon kurmama tiyatrosunu izlediniz. 8 Haziran’da hiç kimsenin anlamadığı ve halen bilmediği bir sebepten ötürü tekrar şiddetin başlatılmasına karar verildiğinde ırkçılığın sınırlarında dolaşan bir milliyetçiliğe ve devletçiliğe bürünülmesine ses çıkarmadınız.  

Ne için?

Bir sonraki seçimde milletvekili olmak için mi? Yoksa kongrede MKYK’ya girmek için mi? Acaba bu kez bakan veya genel başkan yardımcısı yaparlar diye mi? Ne için? Belki de bilmem hangi bakanlıkta bekleyen evrağınızın imzadan çıkması için mi? 

Siz bu olup bitenleri izlerken yüzlerce gencimiz hayatlarının en güzel yıllarında kara toprağa düştü. Onların yaşanmamış hayalleri, onları seven çocukları, eşleri, anaları, babaları vardı. Bu olup bitenler toplumu öylesine çileden çıkarttı ki artık şehirlerimizde Kürt işçileri linç ediyorlar. Terörle mücadele edilirken yapılan bariz hatalar, şiddetin şehvetini öylesine arttırdı ki koca bir ilçeyi dokuz gün evlere hapsettiniz. Keskin nişancıların insanları avladığı günlere getirdiniz bu ülkeyi.

Peki ne için? Hiç kendine sordun mu eski / yeni milletvekili veya partili arkadaşım? Sana anlatıldığı gibi bir İslam / ümmet davası mı hakikaten bu? Yoksa ortada başka bir mevzu mu var? Kongreyi ilgi ile izledim. Genel Başkanınızın teşekkür konuşmasını boş tribünlere yaptığını bütün ülke gördü. Ama belki de bunlar çok önemli değil.

Belki de 18 Eylül’de adaylık başvurusu yapmak için zemin yokluyorsun şimdi...

Bu gidişatın gidişat olmadığını sen de biliyorsun ama hep içinde olup biteni görmemeyi sağlayacak bir sebep buluyorsun değil mi? Hep yapılanları vicdanında meşrulaştıracak bir neden veriliyor sana. Ah sevgili dostum. Sen sabahlara kadar mecliste yasa geçirirken birileri bambaşka gündemlerin peşinde. Ya haberin yok ya da bilmek istemiyorsun.

Esasında biliyorsun.

Anayasanın askıya alındığını, hukukun iğfal edildiğini, basına, iş adamına, STKlara, potansiyel muhaliflere nasıl baskı yapıldığını. Ekonominin artık tahammül edemediğini. Kutuplaşmanın, nefretin had safhaya vardığını.

Mahrem çevrelerde konuştuğumuz zaman pek ala olup biteni gördüğünü, tasvip etmediğini anlatıyorsun. Çevrenden, arkadaşından, mahallenden çekiniyorsun. Korkuyorsun biliyorum. 

Ama gün gelir sorarlar sana. Bu ülke gün be gün alçaldığında sen neredeydin baba diye sorar çocukların.

Değmez.