Kim değişti?

2007'de merkeze yönelen AK Parti son yıllarda merkezden uzaklaşıyor. Meydana gelen anomali halen siyasal olarak çözümlenmemiştir.

Dün Cansu Çamlıbel’in Türkiye’nin en saygın Anayasa profesörlerinden biri olan Ergun Özbudun ile olan söyleşisini okuyunca aklıma bu yazının başlığı olan soru geldi. Özbudun’a AK Parti’nin bugün geldiği konum hatırlatıldığında pişman olup olmadığı sorusuna verdiği cevap bana Gezi olaylarının ortasında Today’s Zaman için yazdığım bir yazıyı hatırlattı. (1) O yazıyı AK Parti’ye yakın bir düşünce kuruluşunda çalışan birinin Gezi olayları esnasında liberalleri ikiyüzlülükle suçladığı bir tvit üzerine yazmıştım. O dönemde o yazı özellikle yurtdışında epey ses getirmişti. 

Herşeyden önce şunun altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum: 2002’de veya 2007’de AK Parti’ye destek vermekle bugün aynı şeyi yapmanın çok farklı siyasal tavırlar olduğu kanaatindeyim. 2007 yılında seçimlere gidilirken Türkiye’de Cumhuriyet mitingleri yapılıyor, 367 ucubesi ortaya atılmış, eşinin başı örtülü diye Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını engellemek isteyen bir siyasal ortam vardı. Partiye merkez ve merkez soldan mutedil isimler katılıyor, parti uzun vadede Alman Hıristiyan Demokratlarına benzer konum edinir intibaı vardı. Avrupa Birliği ile olan müzakere süreci devam ediyor, Brüksel halen Türkiye’deki değişim dinamiğinde önemli bir yer tutuyordu. Bugün tasavvur etmesi zor da olsa fotograf buydu.
Ne var ki, 12 Eylül 2010 referandumu bana göre bir dönüm noktası oldu. Konuya daha vakıf dostlarımın bir bölümü 12 Eylül 2010 referandumunun bir dönüm noktası olduğunu pek kabul etmese de kronolojik olarak bakıldığında ben bu tarihi önemsiyorum. Dış siyasetteki bazı gelişmeler, Uludure/Roboski olayı, anayasanın başkanlık sitemindeki ısrar sebebiyle değiştirilememesi ve bir dizi olay bizi 31 Mayıs 2013 sabahına yani Gezi olaylarının başlangıcına getirdi. Liberaller için de demokratlar için de Gezi tam bir kırılma oldu. Gezi’ye olan reaksiyonun klasik zenofobik reflekslerle ‘dış güçlere’ ihale edilmesi, olayların gencecik insanların yaşamına mal olması ve genel olarak sürecin yaşattığı travma liberaller için belirleyici oldu. 

Esasında 1 Nisan 2013’te AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu olacaklar konusunda hepimizi uyarmış ama pek azımız sözlerinin ehemmiyetini anlamıştık. Hatırlanacağı üzere Babuşçu “10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak.”  demişti. Yani liberallere ve demokratlara artık siz işinize bakın, bizim gideceğimiz yol farklıdır mesajını açık bir şekilde vermişti. 

Gezi olaylarından bu yana yaşanan gelişmelere bu kırılmayı kalıcı ve kesin hale getirdi. 2003-2010 yılları arasında değişime ve dünya ile entegre olmaya özen gösteren bir siyasal aktör tamamı ile farklı bir istikamete yelken açtı. Siyasal tarih olanları kayıt etmektedir. Ne var ki, bu süreç vesilesi ile yaşanan hayal kırıklıklarının faturasını liberallere ve demokratlara kesmek en hafif tabiri ile haksızlıktır. Liberaller ve demokratlar geçmişte olduğu gibi özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü, dünya ile entegrasyonu, hepimizin farklılıklarımızla birarada yaşayabileceği bir ülkeyi hayal etmeye devam edeceklerdir. 

2007 yılında merkeze yönelen AK Parti son yıllarda merkezden uzaklaşmaya başlamıştır. Meydana gelen anomali halen siyasal olarak çözümlenmemiştir. Liberallere gelince onlar bu memlekette öksüzdür. Kendilerine ait bir siyasal çatıları yoktur. Demokratların da var olan sıkıntılı siyasal çatılarının içi boşaltıldı. Zaman zaman umutlanırlar bir siyasal aktör kendi konularında ilerleme sağlar ümidi ile destek de verirler. Çoğu zaman da 2010 yılından bu yana olduğu gibi hayalkırıklığına uğrarlar. Fakat onları bu süreçte değişmekle veya ikiyüzlülükle suçlamak oldukça problemli bir önerme. 2010 yılından bu yana değişen bir siyasal aktör varsa bu aktör liberaller veya demokratlar değil. 

(1) Suat Kınıklıoğlu, “Democrats, liberals and the AK Party”, Today’s Zaman, 06 Haziran 2013 (http://www.todayszaman.com/columnists/suat-kiniklioglu_317576-democrats-liberals-and-the-ak-party.html)