Muhafazakar seçmene mektup

Yalnız şunu bilesin. Çıta gittikçe yükseliyor muhafazakar kardeşim. Bizlere anlatılanla hakikat arasındaki makas gittikçe açılıyor.Muhafaza etmeye çalıştığın değerlerden giderek uzaklaşıyorsun. Bu sürecin en büyük kaybedeni sen oluyorsun.

Geçmişte hor görüldün, aşağılandın, bazı dönemlerde hiç hak etmediğin muamelelere tabi tutuldun. Uzun yıllar sistemin mağduru oldun. 1980 öncesi senden oy isteyen merkez sağ iktidarların yanına sığındın. 1990ların iç karmaşasında adil bir düzen getireceklerini vaat eden siyasete göz kırptın. Bu siyasetin temsilcileri bazı yerlerde yerel yönetimleri kazanmaya muvaffak olunca o yıllarda belediyeleri kemiren rüşvet, yolsuzluk ve işbilmezliğin önemli oranda azaldığını gördün. Hizmetle tanıştın. İyi oldu. 1990larda yaşadığımız üç tane ekonomik krizden sonra 2002 Kasım’ında tarihi bir ana tanıklık ettin. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara taşınmasını tecrübe ettin. 2002-2010 yılları arasındaki dönemde ülkedeki ekonomik kazanımlardan pay almaya başladın. Siyasal istikrarın getirdiği öngörülebilirlik ev almana, araba almana vesile oldu. Askeri vesayet geriledi, başörtülü kızın üniversiteye gidebilir oldu. Bunlar demokrasimizin pekişmesi ve normalleşmesi açısından önemli kazanımlar oldu.

Ne var ki 2010 yılından bu yana bu işlere imza atanlarda bazı değişiklikler görülmeye başlandı. Referandumda alınan yüzde 58’in verdiği sarhoşluk başkanlık sisteminde ısrarla birleşince ne yeni bir anayasa yazılabildi ne de toplumda artan kutuplaşmaya çare olunabildi. 2011 seçimlerinde ve 2012 kongresinde partide yapılan tasfiyenin ne anlama geldiğini pek çoğumuz gibi sen de anlayamadın. Olsun, ekonomideki büyümeden pay almaya devam ediyor Başbakan’ın Washington’da en üst düzeyde ağırlanmasına şahitlik ediyordun.

31 Mayıs 2013 sabahı Gezi Parkı’ndaki çadırların yakıldığı ana kadar bazı sıkıntıların baş göstermeye başladığını hissetsen de bu düzenin böyle devam edeceğini bekledin. Gezi’de gencecik fidanların öldürülmesine yabancı komplosu, dış güçlerin işi, Türkiye’nin yükselişini kıskanıyorlar dendiğinde bunu kolaylıkla satın aldın. Sen de biliyorsun, bu coğrafyada kendimize benzemeyenden nefret etmeyi kaşımak öyle zor bir iş değildir. Cami’nin imamı aksini söylese de camide içki içtiler dendiğinde, görüntüler yalanlasa da Kabataş’ta bacımıza saldırdılar diye haykırıldığında gerçekten de öyle olmuş gibi davrandın. Gezi işi Alevi işidir diye fısıldandığında pek de itiraz etmedin. 17 Aralık süreci ile birlikte daha düne kadar birlikte saf tuttuğun mümin kardeşini haşhaşi olarak sayman gerektiğinde biraz duraksadın ama ağır bir bilgi kirliliği altında yerel seçimlere girerken her türlü şer’in kaynağının paralel bir devlet yapılanması olduğuna kani oldun. Bakanların kollarındaki saatlerin, evlere servis edilen çikolataların, bakara-makaraların hepsinin büyük bir kumpasın parçası olduğuna inanmak istedin.

Sonra Soma oldu... Her boyutuyla bir facia. Sen de biliyorsun, 301 canımızı yitirdik orada. Hepsi senin gibi insanlar. Onca acının ortasında “olur böyle şeyler”, “bu işlerin fıtratında var” bu tür kazalar dendiğinde sen de bir miktar şaşırdın ama yine sesini çıkartamadın. Bir başbakan müşavirinin madende ölen birinin bir yakınını tekmelemesini ya göremedin ya da inanmak istemedin. Başbakan’ın bir vatandaştan öfkesini alıp korumalarının ona haddini bildirdikten sonra gün be gün değiştirdiği ifadelerinin ardındaki korku tünelini teşhis edemedin.

Canın sağolsun. Yalnız şunu bilesin. Çıta gittikçe yükseliyor muhafazakar kardeşim. Bizlere anlatılanla hakikat arasındaki makas gittikçe açılıyor. Bu gemide kalmanın maliyeti senin için giderek yükseliyor. Biliyorum şu an siyaset yelpazesinde bir alternatif görünmüyor ve sen onyıllardır iktidardan uzak tutulan muhafazakarları ne pahasına olursa olsun koruma refleksi gösteriyorsun. Amma velakin şunu bilesin, bunu yaparken bilerek veya bilmeyerek bir suça ortak oluyorsun. Muhafaza etmeye çalıştığın değerlerden giderek uzaklaşıyorsun. Bu sürecin en büyük kaybedeni sen oluyorsun.