Ne yapılmalı?

Muhalefet partilerinin Türkiye'de dağınık ve örgütsüz olan çoğunluğun memnuniyetsizliğini ifade etmesi isteniyor. Gezi'nin ana mesajlarından biri buydu. Seçmenin önemli bir çoğunluğu olup bitenden rahatsız ve değişim istiyor. Bu çoğunluğun örgütlenmesi ve sonuç odaklı parti yapılanmalarına gidilmesi günümüzün temel meselesidir. Buna liderlik edecek bir kadro aranıyor.


19. yüzyıl Rus filozofu Nikolay Çernişevskiy 1863 yılında “Ne Yapılmalı?” isimli siyasal bir roman yazdığında epey ses getirmişti. Lenin’in bu romanı bir yaz boyunca beş kez okuduğu ve çok etkilendiği rivayet olunur. Endişelenmeyin, bu yazıda Rus devrimini ele alacak değilim. Esas derdim CHP kurultayının yapılmasına günler kala Türkiye muhalefetin durumu ve bugün gelinen noktada neyin yapılması gerektiği üzerine kafa yormak.

2011 genel seçiminden bu yana, Gezi olayları, 17-25 Aralık süreci, yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ile geldiğimiz tek adamlaşma süreçleri artık hayatımızın bilindik bir parçası haline geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan devlete ve siyasete tamamen hakim konuma geldi.

Peki mevcut durum göz önüne alındığında ne yapmak lazım? Esas derdim o. Türkiye muhalefetinin umut olabilmesi, alternatif olabilmesi, devleti ve ülkeyi yönetmeye aday olabilmesi için ne yapması gerekiyor? Bir şeyi baştan söyleyelim. İktidar partisi dahil mecliste temsil edilen dört parti de tıkanmış durumda. Hiçbiri geleceğimizle ilgili bizleri heyecanlandıran bir perspektif çizemiyor. AK Parti’nin içi boş 2023 ve 2071 sloganlarını bir tarafa koyarsak hiçbir parti içinde bulunduğumuz orta gelir tuzağından, yerlerde sürünen eğitim sisteminden ve sürdürülmesi imkansız inşaatlaşma büyümesinden nasıl çıkabileceğimizi anlatmıyor. Hiçbiri etrafımızı saran terör ve savaş belasından nasıl çıkacağımıza dair stratejik bir akıl sergilemiyor.

Peki CHP ve MHP’nin durumları nedir? Acı haberi baştan vereyim. Ne CHP ne de MHP mevcut siyasal platformları, kadroları ve işleyiş biçimleri ile iktidara gelemezler. CHP’nin taşıdığı tarihsel bagaj parti için bir yük haline gelmiş. Partinin bu bagajla yüzleşmesi ve geleceğe yönelik siyasal bir dil üretmesi gerekiyor. Bu yönde bazı olumlu adımlar var ama yeterli değil. İkincisi, CHP Türkiye muhafazakarlarına yönelik inandırıcı bir açılım yapmalı. Fakat bu kozmetik bir vitrin çalışması olmamalı. Bunu CHP’nin sağa kayması olarak yaftalamak yerine sosyal-demokrat bir partinin geniş halk kesimlerine yönelik yeni bir ilişki inşa etmesi olarak görmek lazım. Kolay bir iş değil ama sebat ederek üzerine gitmek lazım. Üçüncüsü, CHP’nin kadro olarak yenilenmesi gerekiyor. Seçmen devleti teslim edebilecek, güven verecek bir kadro görmek istiyor. 1990’larda üç büyük ekonomik kriz ve bir deprem görmüş bu millet. Ayrıca seçmen an itibarıyla gırtlağına kadar borçlu. En son duymak istediği şey belirsizlik ve bu yüzden hiç risk alma modunda değil. Ekonomiyi emanet edebileceği bir ekip görmedikçe emaneti teslim etmez.

Kadro mevzubahis olduğunda tabii ki bir de örgüt meselesi var. Kapsamlı bir yenilemeye tabi tutulması kaçınılmaz gözüküyor. Dördüncüsü, muhalefetin seçmene olumlu bir hikaye anlatabilmesi, bir gelecek vizyonu sunabilmesi gerekiyor. Negatif siyasetin sınırlarına geldik. Seçmen pozitif siyaset ve somut proje görmek istiyor. Ankara’da Mansur Yavaş kampanyasının sihri buradaydı. Yavaş kampanyası Ankara’da sağ-sol, Sünni-Alevi, genç-yaşlı demeden tabanda doğal bir koalisyonun oluşmasına sebep oldu. Bunun temel nedeni Ankaralıların Yavaş’ın projelerini ve Ankara’yı yönetme vizyonunu satın almaları idi. Beşincisi muhalefet partilerinin iç uyumu konusu. Partilerde iç tartışma olması hem bir zenginlik hem de demokrasinin gereği. Ne var ki, her partinin belli başlı temel prensipler üzerinde mutabık kalması beklenir. Parti içinde bir konunun tartışılmasından ve karar alınmasından sonra herkesin alınan karara uyması beklenir. Bir partide her kafadan birbiri ile tamamen zıt fikirlerin alenen ifade edilmesi seçmen nezdinde olumsuz bir algı yaratıyor. Kamuoyu muhalefet partilerinde belirli bir bütünlük ve iç uyum görmek istiyor.

Muhalefet partilerinin Türkiye’de dağınık ve örgütsüz olan çoğunluğun memnuniyetsizliğini ifade etmesi isteniyor. Gezi’nin ana mesajlarından biri buydu. Seçmenin önemli bir çoğunluğu olup bitenden rahatsız ve değişim istiyor. Bu çoğunluğun örgütlenmesi ve sonuç odaklı parti yapılanmalarına gidilmesi günümüzün temel meselesidir. Buna liderlik edecek bir kadro aranıyor.
2015 genel seçimi mevcut muhalefet partileri için çok önemli bir dönemeç. Partilerin şimdiden tarif ettiğim istikamette dönüşüme start vermesi ve seçmene değişmeye istekli olduğunu göstermesi lazım. 2015 genel seçiminde ölçülebilir bir başarı elde edilemezse siyaset çok önemli gelişmelere gebe olur. Muhalefet kanadında yeni bir parti ve örgütlenme modeli kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Karşısında güçlü bir muhalefet partisi görmeyen AK Parti otoriter çoğunlukçuluk sistemini iyice oturtur. Türkiye uzun yıllar sürecek bir gerilim ve iç çekişme sürecine girer. Türkiye’nin rotasını muhalefet partilerinin durumu belirleyecek.