O cevabı verin

Ötekileştirildik, aşağılandık, tahkir edildik. Artık seçmenin buna bir cevap verme zamanı geldi. O cevabı verin çünkü bu artık bir seçimden öte bir haysiyet meselesi haline geldi.

Baştan söyleyeyim. Şu partiye veya bu partiye oy verin demeyeceğim. Herkes kime vereceğini bilir. Ama lütfen oyunuzu kullanın. Bu seçime katılımınız önemli. Bu ülkenin geleceği artık sizin elinizde Türkiye seçmenleri. Kedisel işler olmazsa siz karar vereceksiniz bu ülkenin istikametine. Bu seçimde yapacağınız tercih şu iki senaryo arasında olacak:

Ya Türkiye içine girdiği istikrarsızlık sarmalında iyice dibe vuracak, zor şartlar altında yayın yapan muhalif basının üzerine çullanılacak, muhalefetin sesi zorla bastırılacak. Muhtemelen ekonomi bozulacak ve başkanlık ısrarı yüzünden ülkedeki gerginlik had safhaya varacak. Toplumda çatışma ihtimali belirecek. Ya da ülkenin üzerine çullanan bu kamburun üzerimizden atılması için biraz zaman kazanılacak ve bir nebze olsun normalleşebilmemiz için umudun kapısı aralanacak. Bunun da öyle kolay olacağını düşünmemek lazım ama bu bugünün tartışması değil. Öncelikli olarak bu fırsat penceresinin açılmasına ihtiyacımız var.   

Bu seçim Türkiye’nin normal demokratik usullerle bir düzeltme yapabilmesi için son fırsat. 2019 yılına kadar seçim yok. Bu seçimde bu düzeltme yapılamazsa olabilecekleri düşünmek dahi istemiyorum. Bu seçimin son gerçek seçim olabileceğini dahi iddia edenler var. Türkiye bu hastalıklı durumdan mutlaka seçmen eliyle çıkabilme iradesini göstermeli. Seçmenin sağduyusu bu seçimde tecelli etmeli.

Seçim kampanyalarının psikolojik dönüm noktaları vardır. Bana göre Demirtaş’ın CNN-Türk’te saz çalıp türkü söylemesi ve Erdoğan’ın Can Dündar’ı açıkça tehdit etmesi iki anahtar an. Stratejik oy kullanacak seçmen nezdinde bunların önemli dönemeçler olduğunu düşünüyorum. Dün gördüğüm ve seçim yasakları nedeniyle kamuoyuna açıklanmayan bir kamuoyu araştırması ümitli olmamız gerektiğini gösterdi. Artık bu saatten sonra en önemli mesele sandıklara sahip çıkmaktır. Benim gördüğüm kamuoyu araştırmasındaki durumu başkaları da görüyor o yüzden kedisel işlere teşebbüs edileceği kanaatindeyim. Hem partilerin hem sivil toplumun hem de vatandaşların teyakkuzda olması ama herşeyden önce bilinçli olması lazım. Seçim gecesi genellikle eften püften konular için yaygara koparılırken asıl dikkat edilmesi gereken yerlere gereken ilgi gösterilmez. Bunda medyanın da katkısı vardır. Muhalefet partilerinin özellikle planlaması gereken sandık toplama merkezlerine milletvekillerinin girmesi ve oralarda olabilecek müdahalelere karşı hazırlıklı olmaları. Sandık toplama merkezlerine vatandaş giremez. Sadece milletvekilleri girebilir.

Bu seçim kampanyasının bir diğer yaralayıcı tarafı da koca koca makamları işgal eden insanların edepten, ahlaktan nasibini almamış bir dil kullanmaları oldu. Tuvalet temizlemekten tutun, kadınların arkalarını dönmelerine kadar seviyenin yerlerde süründüğü iğrenç bir kampanya izledik. Tarafsız olacağına dair yemin etmiş bir Cumhurbaşkanı’nın seçimde aleni olarak taraf olup o makamın saygınlığına gölge düşürdüğünü ibretle izledik. Kutsal kitabın, dinin ve en temel değerlerimizin hoyratça araçsallaştırıldığı bir seçim izledik. Şüphesiz ki bu kampanya ülkemizin demokratik kalitesi ve siyasetçilerin kumaşına ilişkin bizlere önemli ip uçları verdi.

Her gün meydanlarda aleni olarak aklımıza, inançlarımıza ve bizi biz yapan en temel değerlerimize hakaret edildi. Her gün televizyon ekranlarında vergilerimizle finanse edilen devlet imkanları bizleri aşağılamak için kullanıldı.

Ötekileştirildik, aşağılandık, tahkir edildik. Artık seçmenin buna bir cevap verme zamanı geldi.

O cevabı verin çünkü bu artık bir seçimden öte bir haysiyet meselesi haline geldi.