Pek ala anlıyoruz

Bugün Türkiye demokratlarının görmesi gereken en önemli şey Cemaat - Hükümet kavgası olarak gördüğümüz mücadelenin esasında daha temel bir demokrasi tartışmasını perdelediği ve ötelediğidir.

Ali Bayramoğlu 27 Aralık tarihli yazısında benim de dahil olduğum çevrelerin Cemaat ve Hükümet arasındaki meseleyi anlamadığını, yanıldığını ve konunun esasını göremediğini iddia eden bir yazı kaleme aldı. Bayramoğlu kabaca Cemaat’in bu operasyonları hak ettiğini, her ne kadar usulüne uygun olmasa da geçmişindeki günahlarından dolayı bu operasyonun meşru olduğunu benim gibi basının susturulmaması gerektiğine inanan insanların ise fena halde yanıldığını iddia etmekte.

Bir şeyi baştan ortaya koyayım. Bu kavganın taraflarını iyi-kötü tanıyorum ve açıkçası her ikisi hakkında da romantik önkabullerim yok. Maalesef Türkiye’de siyasetin tüm aktörleri kirli ve devleti ne pahasına olursa olsun ele geçirme hastalığından muzdaripler. Bunu da siyasetin içinde birinci elden görme imkanım oldu.

Bugün Türkiye demokratlarının görmesi gereken en önemli şey Cemaat – Hükümet kavgası olarak gördüğümüz mücadelenin esasında daha temel bir demokrasi tartışmasını perdelediği ve ötelediğidir. İktidarın pek mahir propaganda makinesinin bizi inandırmak istediğinin aksine iktidarın tek sorunu “paralel devlet” meselesi değildir. Türkiye’de iktidara ilişkin soru işaretlerinin artması 2011 seçimlerinin hemen sonrasına tekabül eder. Ne yazık ki iktidar binbir zorlukla elde edilen demokratik kazanımları konsolide etmek ve Türkiye’yi rahatlatacak yeni bir anayasa yazmak yerine gereksiz bir başkanlık sistemi inadı sebebiyle ülkeyi kendi eliyle zora soktu. 2011 Aralığında Uludere/Roboski olayı, 2012 yılında emareleri daha net görülmeye başlayan muhafazakar ajanda ve otoriterleşme eğilimleri nihayetinde Gezi olayları ile tam anlamıyla faş oldu. 17-25 Aralık skandalları ise iktidarın toplumla imzaladığı sosyal kontratın en fahiş ihlalinin teşhiri oldu. Her normal demokratın bu olaylar silsilesi sonucunda bu gidişatı sorgulaması en asgari bir yükümlülüktür.

Bir demokrasinin en temel taşlarından biri olan yazılı ve elektronik basına yapılan sayısız müdahale ve baskıyı kınamamız ve hükümeti basirete davet etmemiz sebebiyle neredeyse “kullanışlı aptallar” muamelesi görmemiz açıkçası oldukça yaralayıcı. Biliyorum Türkiye’de siyasetin ne referansı, ne ideolojisi ne de ahlaki çerçevesi kaldı ama demokratik bir düzenin asli unsurlarından biri olan ifade hürriyetinin bu denli hafife alınması, büyük siyasi hesapların dişlileri arasında hoyratça heba edilmesi hakikaten ibret verici.

Cemaatin geçmişte yapmış olduğu yanlışlar varsa bunların hukuki bir çerçeve içerisinde hesabının sorulmasını doğaldır. Ne var ki, bugün Cemaate karşı açık bir “cadı avı” içerisinde olduğunu ifade etmekte beis görmeyen iktidarın yürüttüğü bu kampanyanın hukuki normları fazlasıyla zorladığı oldukça açık. Bayramoğlu’nun Cemaati işlediğini iddia ettiği suçlar çerçevesinde yalnız başına hareket eden, hükümeti de olanlardan alakasız ve bihaber bir aktörmüş gibi tarif etmesini dönemin izan bilmeyen tarafgirliği ve kutuplaşması ile mi açıklayalım? Cemaat’in işlediği suçlar var ise bu suçları o dönemin siyasal muktedirinden nasıl tecrit edeceksiniz? Fazla uzatmayalım. O dönemin doğru bir tahlili günümüzün tarafgir atmosferinden çıkmaz.

Türkiye’nin temel hak ve hürriyetlere dayalı liberal bir demokrasi dışında bir çıkış yolu yok. Kutuplaşmış siyasal atmosferin koyu zehirine rağmen – kim için olursa olsun - hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını, ifade hürriyetini, toplantı ve gösteri hakkını savunmaya devam edeceğiz. Düşündüğünüzün aksine pek ala anlıyoruz neler olup bittiğini.

Ali Bey, yarın devran döner ve hükümeti güzellemek dışında pek bir fonksiyonu olmadığı anlaşılan gazetenize bugün Zaman’a yapıldığı gibi bir müdahale olursa o gün de bunu kınamak için yazılacak bildiride bizim imzamızın olacağından emin olabilirsiniz.