Seküler bir düzeni yeniden keşfetmek

Beni endişelendiren şey, henüz ülke içerisinde pek görmediğimiz Selefi şiddetin yakında bu topraklara da uğrama olasılığı.

Paris’teki saldırı ile ilgili söylenmesi gereken hemen herşey söylendi. Yazılması gereken hemen herşey de yazıldı kanaatindeyim. Peki geriye ne kaldı? Bir kesimin sınır tanımaz tevili ve onun hafızalarda bıraktığı acımtırak tad? Esasında o da pek sürpriz olmadı. Büyük oranda bekleniyordu. Memleketin gözü kararmış bazı siyasal İslamcıları bu saldırıyı bile meşrulaştıracak sözl ve yazıları ifade etmekte bir beis görmediler.

Toplumları derinden sarsan, infial yaratan olaylarda genellikle olduğu üzere oldukça düşündürücü yazılar da kaleme alındı. Örneğin Fehim Taştekin’in Radikal’deki “Hayır, sorun var şef!” yazısında işaret ettiği zihinsel dönüşüm üzerinde dikkatle durulması gereken bir olgu. Taştekin dindar tabandaki politizasyon ve dönüşüme dikkat çekiyor ve şu önemli tespit ve uyarıda bulunuyor: “Sorunlu yapılara üst düzeyden tolerans şiddetin olumlandığı bir zihinsel dönüşümü beraberinde getiriyor. Yazdığı bir yazı, attığı bir tweet ya da ettiği bir lafla hakim kesimleri öfkelendiren bir gazeteci, yazar ya da bir muhalif figürün bir saat içinde binlerce tehdit mesajı alması kritik bir duruma işaret ediyor. İşte şiddete kapı aralayan bu zihinsel dönüşümün üzerinde ısrarla durmak gerekiyor. Bu tür bir iklimin içinden ‘yalnız kurtlar’ da çıkar Kaide ya da IŞİD adına ava çıkanlar da.”

Ahmet Turan Alkan’ın “Yenildik ey halkım…” başlıklı yazısı ise İslami kesimde ender görülen samimi bir özeleştiriye tekabül ediyor. Yazar Müslüman entelijansiyenin nasıl ikiye bölündüğünü ve giriştiği kavga sonucunda toplum nezdindeki güvenilirliğini yitirdiğine vurgu yapıyor. Alkan “siyasi rezervlerimiz yüzünden zâlime zâlimsin, teröriste teröristsin diyebilmek için kırk dereden su getiriyor; amayla, lâkinle, fakatla başlamayan cümle kuramıyoruz” tespitiyle muhafazakarlar arasındaki ikilem ve ayrışmaya dikkat çekiyor. Yazar en önemli cümlesini ise sona saklıyor ve İslami kesimin “medeniyyet” iddiasını kaybettiğini, yeni neslin seküler ve liberal yöneticiler tarafından idare edileceğini söylüyor.

Öyle olur mu bilmem ama beni endişelendiren henüz ülke içerisinde pek görmediğimiz Selefi şiddetin yakında bu topraklara da uğrama olasılığı. Alkan’ın vardığı sonuca katılmakla birlikte o noktaya kolaylıkla gelebileceğimize inanmıyorum. Aksine daha dibi görmediğimizi - bu yolculukta alınacak acılı mesafemizin olduğunu – düşünüyorum. Umarım yanılıyorumdur ama ben de Taştekin gibi “şiddeti olumlayanlar ile şiddeti icra edenler arasındaki perde[nin] sanıldığı gibi demirden değil, son derece ince ve geçişken” olduğunu düşünenlerdenim. Türkiye toplumunda bir süredir farklı fay hatları üzerinden devam eden gerilim yüklemesini açılım süreci ve Suriye’de olup bitenlerle birlikte düşündüğümüzde kendimizi hiç te arzu etmediğimiz bir konjonktürün içinde bulabileceğimiz endişesini taşıyanlardanım.

Bir gün bu sıkıntılı süreç sona erdiğinde bu ülkede seküler bir toplum düzeninin erdemleri muhtemelen yeniden keşfedilecek. Korkarım o noktaya gelmeden önce bu ülke ağır bedeller ödeyecek. Hazin olan ise seküler bir modele bir zamanlar sahip olmamız ve onun gerçek kıymetini bilebilmek için önce onu kaybedip bir sürü acı yaşamamızın gerekli olmasıdır...